Bugun...

BABAM FİKRET ÜNSAL

 Tarih: 01-01-2022 09:34:00  -   Güncelleme: 01-01-2022 09:47:00
Halil Ünsal
Kıymetli babam, Gazeteci FİKRET ÜNSAL’dan bahsedeceğim size.
Sivas’ın Kangal ilçesinde 12 Ağustos 1957 yılında dünyaya geldi babam.
Babamın iş hayatı daha 5 yaşında başlamış. Ailesine hep destek olmuş. Rahmetli dedem için, “Benim babam postanede çalışan ve 7 çocuk sahibi olan bir babaydı. Bende küçük yaştan itibaren çalışmaya başladım ve bu hayatta neye sahip olduysam kendim çalışıp, kazanıp aldım.” derdi. “Küçük yaşlardaki bir çocuk ne iş yapabilir ki?” Diye sorduğum zamanda; “Oğlum alırdım elime simit tepsisini otobüs garına giderdim. O bittiği zamanda ayakkabı sandığım vardı onu alıp devam ederdim çalışmaya. Mevsimin sebzesini, meyvesini de satardım. Fakat bunları yaparken de küçük yaşta olmama rağmen eve haftada bir giderdim.” o anda çok şaşırdım. Çünkü babam bizi bu yaşımıza kadar hiç dizinin dibinden, gözünün önünden ayırmadı. Ben İstanbul’a Üniversiteye gittiğim zamanlarda bile neredeyim, ne yapıyorum diye sürekli kontrol ve takip ederdi. Babamdan habersiz adım atamazdım. Sadece ben değil, bütün kardeşlerimin nerede olduğundan hep haberdar olurdu. Peki, nerede kalıyordu babam? Sivas yaz aylarında bile akşamları soğuk olan bir memleket. Hem o yaşta çocuk ne yapar bir başına? Bu soruma ise; “Oğlum meydandaki ATATÜRK anıtını biliyorsun. Onun arkasında sote bir yerim vardı. Bekçiler bana bir şey demezdi. Yaz aylarında benim yerim orasıydı.” Kışın ne yapıyordun dediğimde ise; “Kışın Sivas’ta en sıcak yer tren garıydı. Orada da yerim vardı. Kışın orada yatardım.” Peki, sonrasında ne yaptın diye sorunca; “İstasyon caddesinde bir fotoğrafçının yanına çırak olarak girdim. Sonra fotoğrafçılığın bütün işçiliğini öğrendim. Dükkân istasyon caddesinde bir zamanlar penguen mağazasının, bugün ise yön mağazası olan köşe başında müstakil iki katlı bir yerdi. Zamanla çırak olduğum yere ortak oldum. Sonrasında dükkânımızı benim haberim olmadan yıktılar. Bende ondan sonra kendi fotoğrafçı dükkânımı açtım. Ardından gazeteciliğe başladım. Tercümanın muhabirliği ardından Sivas Olay gazetesini açtım. O zamanda yerim meydanın orada PTT’nin hemen karşısındaydı. İlerleyen zamanlarda ise Sivas Anadolu Gazetesini Nihat Doğandan satın aldım.” Bugüne kadar devam eden ve 30 yıldan fazladır babama ait olan Sivas Anadolu Gazetesinin hikâyesi burada başlamış oldu.
Buraya kadar kariyerinden bahsettim. Ancak bu sırada yaptığı evlilik, kurduğu ailemizden de bahsetmek isterim.
Kıymetli babam Fikret Ünsal 9 ağustos 1981 yılında, kadirşinas annem Gülay Ünsal ile evlendi. Kurulan bu güzel yuvada Tuğba, Yasemin, Yusuf Ziya, Halil ve son olarak babamın “melek kızım” dediği, en kıymetlimiz Bengisuyla beraber beş çocuk sahibi oldu.
Babam evlatları olan bizlere öyle bir “Babalık” yaptı ki, ona olan saygımız, sevgimiz, minnetimiz ve hayranlığımızın bir sınırı yoktu. Kaybından dolayı duyduğumuz üzüntümüzün de bu yüzden tarifi yok.
Çok az insanın bildiği bir kaybı olmuş babamın. O da 1987 yılında doğan, daha 1 aylık bile olamadan kaybettiği “Emre” isimli oğlu. Hayatının en acı olayı buydu. Ve babam son nefesine kadar kimseye tek kelime etmeden yasını tutmuştur. Umarım Yüce Rabbim, Babam ve evladı Emre’yi şu an bir araya getirmiştir…
Şimdi ise size Babamın mücadelelerinden biraz bahsedeceğim.
Babam Vatanını, Devletini, Milletini ve Dinini çok seven ve bu değerleri için kendi canını ve malını düşünmeden ortaya koyabilen Milliyetçi bir insandı. Doğru bildiği yoldan onu kimse döndüremedi.
Sivas’ın gelişimi, ileri gitmesi, büyümesi ve hak ettiği yere gelebilmesi için çok büyük emekler verdi, bedeller ödedi. Buna kamuoyu ve Milletimizde şahittir.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temelleri burada yani Sivas’ta atıldı. Devletimizin temellerini yıkabilmek için Sivas 2 Temmuz tarihinde hedef alındı. Babam Fikret Ünsal bunun farkındaydı. Her 2 Temmuzda Sivas’ın ve Sivaslıların alakası olmayan, fakat sanki Sivaslılar bunu yapmışçasına hakaretlere maruz kaldığımız geleneksel bir eyleme dönüşmüştü. Büyük bir komplo ve tezgâh kurularak organize edilen olayların hesabı sorulmadı. Bir şehir ve o şehirdeki insanlar bundan sorumlu tutularak ve hedef gösterilerek işin içinden çıkıldı. Babam buna göz yummadı. O yıllarda herkesin bildiği ve izlediği, ATV’de yayınlanan, “Ceviz Kabuğu” programında Mertçe ve Yiğitçe doğruları savundu ve öldürülmesi dahi, başına gelecek her şeyi göze alarak, gerçekleri ortaya çıkartmaya çalıştı. Tek istediği suçluların cezalandırılması ve çok sevdiği Sivas’a ve içinde yaşayan Sivaslılara artık iftira atılmamasıydı. Ancak Ülkemizde Adliyeyi vesayeti altına alan FETÖ burada da tam karşımızda beliriverdi. Bakırköy Adliyesinde açılan davalar jet hızıyla geçti. Üst mahkemeden onandı ve Yargıtay kararları da çok hızlı biçimde sonuçlandı. Bu eziyete sadece Adli makamlarda ki değil, Basın İlan Kurumunda ki FETÖ vesayeti de eklenince daha da alçakça Babam Fikret Ünsal’ın üzerine gelinmeye devam edildi. Elbette tek başına değildi. Eşi ve çocukları, onu çok seven dostları ve hepsinden önemlisi Yeri ve Göğü yaratan Yüce Allah’a (cc) olan sarsılmaz inancı hep ona güç veren değerleri oldu. Fakat Sivas’ın sahibi gibi böbürlenerek gezen, insanlarımız ve memleketimiz üzerinden büyük kazanımlar elde eden kimse, mesele Sivas olunca değil elini, parmağını bile taşın altına koymadı. Evlatları olarak babamızın ödediği bedelleri ondan miras olarak ödemeye devam etmek bize zor gelmez, aksine onur verir!
Elbette Babam Fikret Ünsal ile alakalı Sivasspor konusu da kamuoyunun bildiği konulardan biridir. Buna da değinmek ve bazı bilinmeyenlerinde bilinmesini istemekteyim. Sivas için verdiği en büyük hizmet ise o zamanın argümanlarını iyi bir şekilde kullanarak, bir araya getirerek, bunu kullanarak Sivasspor’un Süper Lig’e çıkmasında kilit rol oynaması ve önemli bir yapı taşı olmasıdır. Babamın Sivas Olaylarından dolayı, Sivas’ın adının kirletilmiş olması ve Sivas’ın bir tek futbol ve spor ile anılan bir memleket olma hayali bugün ki Sivasspor’u meydana getirmiştir. Babam Fikret Ünsal’ın en büyük hedefi Sivas denildiği zaman “Yakanlardan mı? Yoksa yakılanlardan mısın?” sorusunu ortadan kaldırmaktı. Ve bunu başardı! Yine Sivasspor küme düştüğü zaman yönetimde olmadığı ve kanser hastalığı başladığı süreçte olmasına rağmen, yetkilileri ile sadece iki dakikalık bir telefon görüşmesi yaparak tekrardan Sivasspor’un Süper Lig’e çıkmasında büyük payı olmuştur. Çünkü inanmak başarmanın yarısıdır. Babam sadece bu inancı onlara hatırlatmıştır… 
Babam Fikret Ünsal’ın o kadar çok mücadelesi oldu ki, bunları anlatmaya kalkarsam bir gazete köşesine değil, gazetenin bütün sayfalarına sığmaz. Belki ancak bir kitaba sığabilir.
Fakat en son ve en büyük mücadelesinden size bahsetmem gerekir.
O da; KANSER…
2015 yılında Babamın sesi gitmeye başladı. Arkadaşları kontrole gitmesi için sürekli telkinlerde bulundu. Babam 42 yaşında By-Pass ameliyatı olmuştu ve 16 yıllık kalp hastasıydı. Bir çanta ilaçla gezerdi. Doç. Dr. Emrullah Hayta, bizim komşumuz ve çok sevdiğimiz bir abim. İlk o anlamıştı. Kontrole gitmesi için ısrar ederken bir gün Babam; “Hayırdır hocam? Birde kanser hastası mı olacağım? Daha neler.” deyip gülerek karşılık vermişti. Fakat korktuğumuz olmuştu. Burundan direk gırtlağı gören tek cihaz Sivas Cumhuriyet Üniversitesi KBB (Kulak Burun Boğaz) bölümünde varmış. En sonunda Babamı ikna edip oraya götürebildim. Profesör bir hocamız muayene etti. Ve daha kamera ile bakar bakmaz “Fikret bey üzgünüm ancak gırtlak kanseri olabilirsiniz.” Dedi. Sonrasında Ankara’ya biyopsi yaptırmak için gittik. Orada kesin olarak “Gırtlak kanseri” teşhisi kondu. Sonrasında araştırmalarımız sonucu İstanbul Göztepe Medikal Park hastanesinin Onkoloji alanında en iyi olduğunu öğrendik. Orada Lazer (Işın) tedavisine başladık. Sonrasında durumu ağırlaşacak dendiği için hastaneye yakın bir konumdan daire kiraladık ve 33 kez ışın tedavisine girdi. Sonrasında ise Sivas’a döndük. Gırtlağı yandığı için kendini çok zor toparladı. Daha sonra PED çekimi için Üniversiteye gittik ve sonuç olarak metastaz yaptığını Akciğere de sirayet ettiğini öğrendik. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Onkoloji bölümünde kemoterapi tedavisine başlandı. Bu sefer de 30 kür uygulandı ve sanırım bu rekor bir sayı. Daha sonrasında ise kanseri yenmiştik. PED sonuçları temiz çıkmıştı. Babam araba sürebiliyor, kendi başına dilediği gibi geziyordu. Tekrar test yaptırmamız için doktorlarımız istekte bulundu. 2021 yazı Haziran ayında yapılan PED çekiminde gördük ki bu sinsi ve illet kanser tekrar babamın vücudunda zuhur etmiş. Bu sefer gırtlak, akciğer ve boyun kemiğine kadar genişlemişti. Yapılabilecek son tedavi “İmminoterapi” kalmıştı. Sivas C.Ü. Onkoloji hastanesinde görev yapan Dr. Mahmut Uçar’ın tavsiyesi üzerine bu tedavi uygulandı. Fakat çok güçlü bir ilaç olduğu ve hatta solunumu dahi durdurabileceğini ben hastanede tedaviyi bitirdikleri sırada öğrendim. Tedavi Salı günü öğleden sonra oldu. Babamın Perşembe sabahı yatağında solunumunun durduğunu anladım ve 112 yi arayarak yardım istedim. 5-10 dakika içerisinde geldiler. Gelen ekipteki doktor hanıma nabzı çok yavaş ben alamadım dediğim zaman “Nabız yok” diyerek müdahaleye başladılar. C.Ü. Acil bölümüne kaldırdık. Orada doktorlarımızın uzun çabaları sonucu tekrar döndü. Ardından Anestezi Yoğun Bakıma kaldırıldı. Fakat Cuma sabahı saat 04:50’de hastaneden gelen telefonda, kalbinin 2 kez durduğu ve döndürüldüğü fakat 3. kez durduktan sonra döndürülemediği söylendi. Başsağlığı dileyen doktora çabaları için teşekkür edip, helallik istedim.
İşte Babam Fikret Ünsal’ı böyle kaybettik…
Başta, acile gittiğimiz anda aradığım ve görüştüğüm C.Ü. Rektörümüz Alim Yıldız’a, C.Ü. Başhekimimiz Tamer Doğan’a teşekkürlerimi sunmak isterim. İlk andan son anımıza kadar hep yanımızda oldular. Elbette doktorlarımıza, hemşirelerimize, temizlik görevlilerinden, güvenlik görevlilerine kadar herkese teşekkürlerimi sunarım.
Babamın gerçek dostları, zor zamanında hep yanında olan ve bizi hiç yalnız bırakmayan insanlar, sizlere teşekkür etmek ve helallik istemekte benim boynumun borcudur.
Babamın tedavisinde hep bizimle olan gazetemizde mesai arkadaşlığı yaptığım Osman Nuri Kesici abime ve “Dert ortağım” dediği Hakan Sezerer abime ailem ve şahsım adına teşekkür ederim.
Babamın hayatı boyunca yanında olan, tedavi sırasında yalnız bırakmayan, vefatı sonrası cenazesine ve taziyesine icabet eden, duasını eksik etmeyen akrabalarımıza, dostlarımıza ve arkadaşlarımıza da teşekkür ederim.
Biz evlatları olarak son nefesimize kadar onun adını yaşatmaya, onun bizi yetiştirdiği şekilde hareket edebilmeye, bize kazandırdığı değerlere ve davasına sahip çıkmaya çalışacağız.
İnsanlar ölünce değil, unutulunca ölürler. Biz seni hiç unutmayacağız ve unutturmayacağız BABAM…
Bu dünyadan bir FİKRET ÜNSAL geçti…
Ruhuna El Fatiha.
  Bu yazı 1569 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  YAZARLARIMIZ
YUKARI