Sarı Saltuk’un Balkanlara Gönderilişi: Tarih, İnanç ve Kültürel Miras Üzerine Bir Değerlendirme

Büyük Birlik Partisi Doğal Afetler ve Göç Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Boztuğ, Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin halifelerinden Sarı Saltuk’u Balkanlara göndermesine ilişkin tarihsel ve inanç temelli değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı.

31 Oca 2026 - 12:39 YAYINLANMA
Sarı Saltuk’un Balkanlara Gönderilişi: Tarih, İnanç ve Kültürel Miras Üzerine Bir Değerlendirme

Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Şah-ı Horasan’ın Sarı Saltuk’u Balkanlara Göndermesi Hakkında Bir Yorum

 Büyük Birlik Partisi, Doğal Afetler ve Göç Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Boztuğ, Bu çalışma, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Temsilcileri yönetiminde; Alevi Dedeleri, Ocakzadeler, Kanaat Önderleri ve Balkanlardaki Alevi-Bektaşi Türbe-Tekke-Dergahların Temsilcileri Baba’ların katılımıyla, 15-19 Ocak 2026 tarihleri arasında Kuzey-Orta-Güney Bulgaristan’daki Alevi-Bektaşi Türbe ve Dergahlarına yapılan tarih-inanç-kültür gezisindeki gözlemlere dayalı bir yorum olarak hazırlanmıştır.

 

Türkistan coğrafyasındaki Asya (Büyük) Hun İmparatorluğunun yıkılması sonrası; Hunların, MS 350-800 yılları arasında Avrupa’ya gerçekleştirdiği yoğun göç sonucu bugünkü Alman, İngiliz, Fransız, İspanyol ve Portekizlilerin ataları olan Gotlar, Anglo-Saksonlar, Franklar, Cermenler ve Vandallar gibi kavimlerin Avrupa’nın batısına doğru göçmeleri ve bugünkü coğrafi-siyasi sınırların şekillenmesine de yol açan Kavimler Göçü sonucunda, Avrupa’nın Orta-Doğu ve Balkanlar kesiminde yoğun Türk yerleşimi ve Avrupa Hun Devleti ortaya çıkmıştır.

 

Yüce İslam Dininin Kutlu Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’ya SAV Risalet Makamının nazil olmasıyla (MS 610) birlikte İslam’ın yayılışı başlamıştır.

 

Resulullah’ın (SAV) Hakk’a yürümesinden (632) sonra Dört Raşid Halife’den (Hulefai Raşidin) III. Halife Hz. Osman (RA) (644-656) ve IV. Halife Hz. Ali (KAV) (656-661) dönemlerinde başlayan daha çok siyasal-yönetimsel kaynaklı mezhepsel çekişmeler nedeniyle iç karışıklıklar yaşanmıştır. Bunlardan en önemlisi İslam tarihine kanlı Kerbela Katliamı (680) olarak geçen ve Resulullah’ın (SAV) Ehl-i Beyt’ine mensup Hz. Hüseyin RA ve Efradının yezit tarafından şehit edilmesiyle sonuçlanan olaydır.

Özellikle Kerbela Katliamı sonrası mevcut sosyolojik-tarihsel koşullar nedeniyle farklı coğrafyalara göçerek İslami İrşad’da bulunmak zorunda kalan Resulullah’ın (SAV) Temiz ve Pak Nesli Ehl-i Beyt’i (Ahzab 33, Şura 23, Al-i İmran 61, İnsan 8-9) Türkistan’a da ulaşmıştır.

Böylece Orta Doğu coğrafyasında Resulullah’ın (SAV) Hakk’a yürümesinden sonra 650’li yıllardan itibaren başlayıp ve hemen hemen 1 asır boyunca devam eden kargaşa-iç karışıklık, 750 yılında Emevi otoritesinin yerini Abbasi otoritesinin almasıyla, 1250’li yıllara kadar yeni bir rövanşist dönem başlamış ve bu zaman aralığında Arap yarımadası daha çok kavim ve mezhep çekişmelerinden kaynaklanan bir dönemi yaşamıştır.

Orta Doğu coğrafyası 650-1250 yılları arasında mezhep-kavim çekişmelerine bağlı çatışma kültürü ile meşgul iken; Türkistan-Horasan’a ulaşan Resulullah’ın (SAV) Temiz ve Pak Nesli Ehl-i Beyt’i, Gök-Tengri inancına mensup Türkler ile karşılaşarak sosyal ve insani ilişkiler geliştirmiş ve böylece Türkler İslamiyet ile Ehl-i Beyt aracılığıyla tanışmış ve İslamla müşerref olmuştur. Ehl-i Beyt üyeleri Türklerle evlilikler yaparak Resulullah’ın Temiz-Pak Neslinin Türkistan-Horasan’da da boy sürmesine vesile olmuştur. Arap Yarımadasında iç çekişme-çatışmaya karşın İslamiyeti Ehl-i Beyt’ten öğrenen Müslüman Türkmenler ise “başlıca (1) komşusu aç iken tok yatan bizden olamaz ve (2) kainattaki tüm canlı-cansız varlıklar, her türlü noksan sıfatlardan münezzeh Yüce Allah tarafından yaratılmış olup, bu yaratılmışların canları Yüce Allah tarafından emanet olarak verilmiş ve bu yaratılmışların içerisinde en şereflisi olan “insan” ise Yüce Allah’ın verdiği canın yanı sıra aynı zamanda Yüce Allah’ın emaneti olan “ruh” da taşımaktadır ve biz Müslüman Türkmenler olarak Yüce Allah’ın yarattığı insana zalimlik, zulüm, kötü muamele yapamayız, eğer yaparsak Yüce Allah’ın rızasını kazanamayız; bunun tam aksine; insana, Yüce Allah’ın yaratmasından dolayı sevgi, saygı, hürmet, ikram, iyi muamelede bulunuruz ve böylece Yüce Allah’ın da rızasını kazanmış oluruz” şeklinde özetlenebilecek bir sevgi felsefisiyle hayata bakmışlardır.

 

Resulullah’ın Temiz-Pak Nesli Ehl-i Beyt’inin Türklerden yürüyen nesli içerisinden yetişen Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi (1093-1166) ile Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Şah-ı Horasan (1209-1271); İslam Dini’ni, Türklerin günlük yaşantılarındaki insani ilişkileri, örf-adet, gelenek-görenek, kültür dünyalarına uygun olarak yorumunu içeren “Dört Kapı Kırk Makam” Yol’unu tanımlamışlardır. Dört Kapı Kırk Makam Yolu; Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat Kapıları ile her bir Kapının da 10’ar Makama sahip olduğu bir sistem olup; esas itibarıyla, İslam’daki İman’ın 6 şartı, İslam’ın 5 şartı, Kuran’daki İnsan-Aile-Doğa ilişkilerinde iyiliği emreden, Kötülüğü men eden Ayetler ve Hadisler ile Büyük Türk Mutasavvıflarının insani-vicdani nasihatlerine dayanan bir ahlak ve inanç sistemidir.

Ceddimiz, 11-13. yüzyıllar arasında Dört Kapı Kırk Makam Yol Ehli Müslüman Türkmenler olarak Türkistan-Horasan’dan Anadolu’ya gelmişler ve Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Şah-ı Horasan’ın “yetmişiki millete bir gözle bakın” nefesi ile insanların gönüllerini fethederek Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasına katkıda bulunmuşlardır.

 

Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Şah-ı Horasan, 13.ncü yüzyılda Halifelerinden Sarı Saltuk’u İrşad faaliyetleri için Balkanlarda görevlendirmiştir. Sarı Saltuk’un, Tuna boylarında Romanya-Bulgaristan sınırları içerisinde yoğun Türk yerleşimlerinin olduğu Dobruca bölgesine 1263 yılında ulaştığı bilinir. Günümüzde Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Kosova, Romanya, Macaristan ve hatta Ukrayna sınırları içerindeki bazı yerleşim birimlerinde bulunan Alevi-Bektaşi Türbe, Tekke ve Dergahlarının bulunması; 1260’lı yıllarda Dobruca’ya ulaşan Sarı Saltuk’un bu coğrafyaya geliş sebebi, MS 350-800 yılları arasında Türkistan’dan gelen Hun Türklerinin neslini İrşad etmek olduğu şeklinde yorumlanabilir. Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Şah-ı Horasan Sarı Saltuk’u İrşad için balkanlara gönderirken; Hun Türklerinin çok önceden buralara göçtüğünü muhtemelen Horasan’da iken Ceddinden öğrenmiş olabilir ve Hun Türklerinin Dört Kapı Kırk Makam Yolu ile İslami İrşadı için Sarı Saltuk’u görevlendirmiş olabilir.

 

Anadolu ve Balkanların Türkleşme-İslamlaşma İrşadında emeği geçen başta Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi, Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Şah-ı Horasan ve Sarı Saltuk Sultan olmak üzere 14-15. yüzyıllarda Anadolu’dan giden başta Seyyit Şücaatin Veli, Seyyit Ali (Kızıl Deli) Sultan ve Ali Koç Baba Alevi Ocaklarımızın Ocakzadelerine, Alevi-Bektaşi Geleneğe dönüşmüş Halife Baba Sultanlara, Ana Sultanlara ve Bacı Sultanlara Aşk-ı Niyazlarımı sunarım, Cümlesinin Emekleri ve Yol’a Hizmetleri Hakk’ın Dergah-ı İzzet’inde Ulu Divana Kaydolsun… Allah Allah… 

 

ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞINA YENİ BİR MİSYON ÖNERİSİ

 

Yukarıda anlatılan bilgiler ışığında Kasım-2022’de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle kurulan ABKCB’na yeni bir misyon önerimi de sunmak isterim. Dünyada Türk Devletleri Teşkilatı örgütlenmesiyle bir araya gelen Türk Devletlerinin yanısıra Balkanlar’da yaşayan Ceddimiz nesli Alevi-Bektaşi Türklere de Tarih-Dil-İnanç-Gelenek-Kültür bağlarımızı güçlendirecek şekilde açılım yapabilecek Tarihçi-Halk Bilimci-Türk Dili Edebiyatçısı-Sosyal Antropolog vb sosyal bilimciler ve Balkanlarda yaşayan Alevi-Bektaşi Türklerin Anadolu’daki Alevi Ocaklarından Seyyit Şücaattin Veli, Seyyit Ali (Kızıl Deli) Sultan ve Ali Koç Baba Sultan ocaklarının liyakatli-ehliyetli-donanımlı ocakzade ve kanaat önderlerinin de kombine olduğu bir kadro ile Balkanlarda çalışmalar yapmasını önermekteyim. Bu çalışmalarda özellikle bazı türbe, tekke ve dergahların restore edilmesi, bakım-onarımının yapılması ve buralarda Alevi-Bektaşi Türklerin inanç ve kültür ritüellerinin sürekli uygulanması da gereklidir. Böylece, Balkanlara 4-9. yüzyıllar arasında Hun Türkleri’nin göçü ve 13-15 yüzyıllar arasında da Anadolu’dan Alevi Ocakları göçü ile başlayıp Alevi-Bektaşi geleneğine dönüşerek varlığını sürdüren Alevi-Bektaşi Türklere karşı; 15-16. yüzyıllar arasında İslam’la tanışan ve 18-19. yüzyıllar arasında da Bektaşiliğin girdiği Arnavutluk’ta, Katolik Vatikan Devleti benzeri bir Arnavut Alevi-Bektaşi Devleti kurulmasını öngören ABD-İsrail projesinin de önüne geçilmiş olur.  

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: