TUZ DÖKTÜM YOLLARINA…

13 Şub 2026 - 15:55 YAYINLANMA

Hatırladığım ilk yolları tuzlama krizi Temel Bey döneminde yaşandı. Şehirde hatırı sayılır kar yağışı olunca yollar kapandı ve kriz patladı.

Söyledi mi söylemedi mi bilmiyorum. Birileri, ‘Temel Bey yollara tuz dökmenin günah olduğunu söylüyor’ dedi; eleştiriler günah-sevap üzerinden üst perdeye taşındı.

 

Gazetelerde köşe kapmış olanlar bu argüman üzerinden yüklenmeye başladı. Nihayetinde “Tuz kara fayda etmez, buzları eritmek için kullanılır” diye açıklama yapan Temel Bey, boydan boya yolları tuza boyadı.

Ve tabi, asfaltlar çöktü. Sivas’ın giriş kapısı şimdiki adıyla Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarı sürücüler için işkenceye dönüştü. Çukurlara düşenin lastiği patladı, rotları kırıldı; ikinci kez tepkiler ayyuka çıktı. Her caddeden eleştiriler yükseldi.

 

Temel Bey, bu kez de o caddenin Belediye’ye değil Karayollarına ait olduğunu söyleyip, bir de “Bu cadde Karayollarının sorumluluğundadır” pankartı astırıp tepkilerin yönünü değiştirdi.

 

Yaz geldi, yamalar ve asfaltlar yapıldı, kış çilesi unutuldu.

 

Osman Bey, geçmişten gelen tecrübe ile daha tedbirliydi. Daha kar yağmadan iş makinelerini, tuzunu, ekiplerini hazır edip adeta hazır ola geçti. Makine parkı yeterli olmadığı için DSİ ve Köy Hizmetleri gibi kurumlarla iş birliği yaparak şehir merkezinde kar temizleme çalışması yaptırdı.

“Karı havada yakalardı” esprileri o günlerde türedi. İktidar teşkilatlarının ve vekillerinin “Belediye Başkanına puan yazdırıyorsunuz” tepkileri ile kurumlar verdikleri iş makinesi desteğini geri çekti.

 

Nitekim yaz geldi, çöken yerlere ve kaldırımlara yamalar yapıldı, asfaltlar yenilendi, kış unutuldu.

 

Sami Bey’in ilk dönemlerinde kar yağışı az olmasına rağmen çalışmalar rutin şekilde devam etti. Hatta ilk döneminde kar heykelleri şöleni düzenlendi. İşin meraklıları Kongre binası yanında hem maharetlerini sergiledi, hem pratik yaptı, hem de vatandaşa kardan heykellerle muhteşem bir görsel sundu.

Muhtemelen ikinci döneminde kar olağandışı bastırınca aynı tepkiler yükselmeye başladı. Sokak araları zamanında açılamadı, durmayan kar yağışı ile açılan yollar peşinden tekrar kapanmaya başladı.

Bu kez de Sami Bey’in söyleyip söylemediğini bilmediğim ve sormaya da gerek görmediğim, “Şehrin üzerine şemsiye mi açalım?”, “Yaz gelir kar erir, para harcamaya gerek yok” gibi ona atfen sözler ortalıkta dolaşmaya, yazılı yayınlara yansımaya başladı.

Sosyal medya bu kadar yaygın olmadığı için tartışmalar sokaklarda, sohbetlerde, bazen de gazete sütunlarında sürüp gitti.

 

Sivas’ın dişe dokunur hiçbir sorunu için kalem oynatmayan kimi yazarlar, vatandaşın ağzından, “Elim kırılsaydı da oy vermeseydim”, kişisel serzenişlerini ülke gündemine bile taşıdı.

 

O yıl da yaz gelince tuzlamanın ve iş makinelerinin ağırlığı ile çöken yollarda yamalar ve yenilemeler yapıldı; kış unutuldu.

 

Doğan Bey’in döneminde de benzer durumların yaşandığı oldu. İnsanlar sabah dışarı çıkıp kendi kapısının önünü gördüğü için kar temizleme çalışmaları eleştirilmeye başlandı.

Yine asfaltlar harap oldu. Yer yer asfaltlar çöktü, kaldırım taşları yerinden oynadı. O yılın yazında Atatürk Caddesi ve birçok cadde boydan boya sıfır sıcak asfaltla kaplandı…

Kışın yaşananlar, yazın mazi oldu…

Tarih şimdi Adem Bey’le tekerrür ediyor. Geçen yıl kısmen hafif geçen kış şartları ve kar yağışı bu yıl son yılların ağır kış şartlarına dönüştü.

Yeniden ağır tuzlama, iş makinelerinin onca ağırlığı ile kar temizleme çalışmaları, asfaltları patates tarlasına dönüştürdü.

Bu kez sosyal medyanın yaygınlığı ile akıllı telefonu olanlar kendini aynı zamanda gazeteci addettiği için kapısının önündeki çukuru çekip ilk kez yaşanıyormuş havasıyla eleştiriye soyundu.

 

Yıllar önce, “Millet şehrin cadde ve sokaklarında zıplaya zıplaya yürümekten kanguruya döndü. Zıplayamayanların bir çukura düşüp kaybolmasından endişeliyim” diye bol ironi içeren bir yazı yazmıştım. Arşivlerde mevcuttur.

Rahmetli Osman Bey arayıp benzetmelere çok güldüğünü söyleyip “Millet hakkını helal etsin, hava düzelince hepsini yapacağım” demişti; onu da yazmıştım.

Yazın kimsenin hatırlamayacağı bugünleri şehrin en mühim ve tek sorunuymuş gibi ayyuka çıkaranları okuyunca eski günleri hatırladım.

Ataların dediği gibi; Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.

Bilin ki, bu döngü yıllarca sürüp gidecek. Bu yüzden kimse yormasın kendini; ‘beyin yıkama’ çabalarının anlamı ve karşılığı o günlerde de yoktu, yine olmayacak…

Sonuçta bugün tuzdan bozulan yollarımıza kimse geçmişte Tarkan gibi gül dökmüyordu.

Sağlıcakla kalın…

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: