86 Milyon, 86 Teröristle Denk midir?
Takvimler 19 Nisan 2023'ü gösteriyordu. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Haber Global canlı yayınında terörle mücadelede gelinen noktayı şu sözlerle anlatıyordu: “Biz PKK'yı enkaz hâline getirmişiz. 86 tane terörist kalmış Türkiye'nin dağlarında.” Soylu aynı programda, PKK'nın sıkıştığı dönemlerde tek taraflı ateşkes ilan ettiğini söylüyor; bunun amacını “nefeslenmek” olarak tarif ederek: “Yani bu tarihî bir numaradır.” diyordu. Bundan birkaç ay önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda ise devletin istihbarat gücünü şu cümleyle anlatmıştı: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dağlardaki teröristin ayakkabı numarası dahil her şeyi bilmektedir.” Aradan yaklaşık üç yıl geçti. Bugün Türkiye yeniden PKK'nın silah bırakmasını, örgütün feshedilmesini ve sonrasında atılabilecek hukuki ve siyasi adımları konuşuyor. Gazeteciliğin hafızası tam da burada devreye giriyor ve tek bir soruyu önümüze koyuyor: Ne değişti? 2023'te Türkiye dağlarındaki silahlı varlığının 86 kişiye kadar geriletildiği ve “enkaz hâline getirildiği” açıklanan bir örgüt, bugün neden ülkenin en önemli siyasi tartışmalarından birinin merkezinde? Dün silah bırakma ve ateşkes söylemleri “nefeslenmek için kullanılan tarihî bir numara” olarak görülüyorsa, bugünkü sürecin bundan farkı nedir? Elbette terör bitsin. Silahlar sussun, bir tek evladımız daha şehit olmasın. Ancak terörün bitmesini istemek başka, terör örgütüne siyasi meşruiyet kazandırabilecek bir görüntünün oluşmasına itiraz etmek başkadır. Bir tarafta yaklaşık 86 milyon vatandaşıyla, ordusuyla, polisiyle, Meclisiyle ve hukuk sistemiyle Türkiye Cumhuriyeti var. Diğer tarafta onlarca yıldır silahlı mücadele yürütmüş bir örgüt.Burada bir gerçeği de belirtelim: Soylu'nun söylediği 86 rakamı PKK'nın toplam mensup sayısı değil, Türkiye'nin dağlarında kaldığını açıkladığı terörist sayısıydı. Fakat mesele zaten matematik değil. Mesele meşruiyet meselesidir. Devlet ile terör örgütü aynı terazinin iki kefesi değildir. Daha önemlisi, bugün atılacak adımlar yarına tehlikeli bir miras bırakmamalıdır. Bir başka örgüt yarın çıkıp: “Devletin muhatabı olmanın yolu önce silaha sarılmak, sonra silah bırakmayı pazarlık konusu yapmakmış.” dememelidir. Çünkü demokratik bir hukuk devletinde devletin kapısını açan anahtar silah değil; sandık, siyaset ve hukuk olmalıdır. Silah bırakmak devlete sunulan bir lütuf değildir. Silahlı bir örgütün yapması gereken zaten budur. Dağdan insinler. Silahlarını bıraksınlar. Amabunun karşılığı siyasi imtiyaz değil, hukukun işlemesi olsun. Kürt vatandaşlarımız da bir terör örgütünün temsil alanına sıkıştırılmasın. Kürtler bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır; PKK ise silahlı bir örgüttür. Dolayısıyla soru “Terör bitsin mi?” değildir. Elbette bitsin. Asıl soru şudur: Hangi şartlarda ve nasıl? Devletin terörle mücadelede elde ettiği üstünlüğün sonucunda mı? Yoksa dün “enkaz hâline getirdik” denilen örgüte bugün siyasi ağırlık kazandırabilecek bir denklemle mi? İşte bu yüzden soruyoruz:86 milyon, 86 teröristle denk midir? Elbette değildir. Türkiye Cumhuriyeti ile bir terör örgütü aynı masanın iki eşit tarafı değildir. Dün “86 kişi kaldı” diyordunuz. Dün “ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz” diyordunuz. Dün silah bırakma söylemine “nefeslenmek için kullanılan tarihî bir numara” diyordunuz. Bugün milletin sormaya hakkı var: Ne değişti?