Bir Edibin Ardından

22 Oca 2026 - 15:51 YAYINLANMA

Lise yıllarında, kendimize “vatan kurtarma” misyonu yükleyip, kendi çapımızda mücadele ettiğimiz zamanlardı. Onu ilk kez, gazetedeki köşesinde yer alan; ciddiyetle muziplik arasında salınan yüz ifadesini taşıyan portresinin altındaki yazılardan tanımıştım. Kim bilir, belki de o gerçekten gayet ciddi bir poz vermişti; ama ben, yazılarını okudukça, o ifadeyi zamanla böyle yorumlamıştım.
Sonra dergi yazıları geldi. Ardından, adaşı ve Türk edebiyatının dev kalemi Tanpınar’a güçlü bir nazire sayılabilecek Altıncı Şehir kitabıyla daha yakından tanıdım onu.
Üniversite yıllarımda Sivas’ta görev yaptığını öğrenmiş, Sivas’ta okuyan biriyle tanıştığımda heyecanla sormuştum. Tanımıyordu. Şaşırmıştım.
“Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler,” deyip geçmiştim.
Yıllar aktı. İlk görev yerim olan Sivas’a geldiğimde, o artık İstanbul yolcusu olmuştu. Yazılarının yanı sıra televizyonlarda da görünüyordu. Yaşım, bir yazarı tanımanın mutlaka “rü be rü” görüşmek anlamına gelmediğini öğrenecek bir kemalata erişmişti artık.
Yine yakın zamanda kaybettiğimiz Yavuz Bülent Bakiler Beyefendi gibi, arı duru bir Türkçe ile; zaman zaman selam çaktığı Osmanlıca kavramları yazılarına zorlama olmadan yerleştirirdi. Kendinden mülhem söyleyecek olursak: yatağına akan nehir suyu gibiydi dili; çabasız ama yerli yerinde.
Yıllar geçti. Ülkenin sosyo-kültürel ve siyasi iklimi çok değişti. Ahmet Hoca da —hocam diyebilmeyi isterdim, talebesi olmadım— bu savrulmalardan payına düşeni aldı.
Geriye yüzlerce köşe yazısı, birçok kitap ve yukarıda söylediğim gibi, Tanpınar’a zarif bir sitem sayılabilecek Altıncı Şehir kaldı.
Kim bilir, karlı bir kış gününde Yukarı Tekke’den seyretmek istemiştir şehrini. Belki de seyrediyordur.
Güle güle Ahmet Hoca.
Bugün Sivas’ta hava, tıpkı senin çocukluğundaki gibiydi: çok karlı ve soğuk.
Güle güle Altıncı Şehir’in edibi.
Mekânın cennet olsun.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: