ADALET BEKLEYEN DOSYALAR
Bazı dosyalar vardır; üzerinden yıllar geçmesine rağmen kapanmaz. Çünkü onları açık tutan yalnızca hukuk değildir. Milletin vicdanında cevabını bekleyen sorular, dinmeyen acılar ve ortaya çıkmayı bekleyen hakikatlerdir.
Biz, Büyük Birlik Partisi camiası olarak yıllardır Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatına ilişkin dosyada hakikatin bütün yönleriyle ortaya çıkmasını bekliyoruz. Beklentimiz hiçbir zaman intikam olmadı. Bizim beklentimiz, hukuk devleti ilkesinin gereği olan adaletin eksiksiz tecelli etmesidir.
Ancak adalet, yalnızca kendi acımız için istendiğinde adalet olmaz.
Bugün kamuoyunda, Uğur Mumcu suikastına ilişkin dosyanın yeniden ele alınacağı yönündeki açıklamalar konuşuluyor. Eğer bu süreç, yıllardır cevap bekleyen soruların aydınlatılmasına katkı sağlayacaksa bundan ancak memnuniyet duyulur. Çünkü haksız yere hayatını kaybeden herkes için adalet istemek, insan olmanın ve hukuk devletine inanmanın gereğidir.
Aslında bu mesele, tek bir dosyadan da ibaret değildir.
Türkiye'nin yakın tarihinde, özellikle 1993 yılı; acıların, suikastların, şüpheli ölümlerin ve toplum vicdanında derin izler bırakan olayların peş peşe yaşandığı bir dönem olarak hafızalara kazınmıştır.
Orgeneral Eşref Bitlis'in vefatı, merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın ölümü, Sivas'ta yaşanan elim hadiseler ve daha birçok olay, aradan geçen yıllara rağmen kamuoyunda hâlâ cevap bekleyen soruların bulunduğu dosyalar olarak varlığını sürdürmektedir.
Özellikle 2 Temmuz 1993'te yaşanan Sivas olayları, sadece hayatını kaybeden vatandaşlarımızın acısıyla değil, sonrasında oluşan algılarla da hafızalara kazınmıştır. O günden bu yana Sivas ve Sivas halkı, çoğu zaman haksız ve toptancı değerlendirmelerle anılmıştır.
Oysa adalet, suçun şahsiliği ilkesini esas alır. Hiçbir şehir, hiçbir toplum ve hiçbir nesil peşinen suçlanamaz. Olayların bütün yönleriyle ortaya çıkarılması; hem hayatını kaybedenlerin aziz hatırasına hem de yıllardır zan altında bırakılan masum insanların itibarına karşı bir sorumluluktur.
Bugün Sayın Adalet Bakanı'nın önünde önemli bir fırsat bulunmaktadır. Toplum vicdanında derin izler bırakan dosyaların, hiçbir ayrım gözetilmeksizin hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi, adalete olan güveni daha da güçlendirecektir.
Milletimizin beklentisi, herhangi bir dosyanın öne çıkarılması değil; hangi düşünceye, hangi kimliğe veya hangi kesime ait olursa olsun, adalet bekleyen bütün dosyaların aynı kararlılıkla ele alınmasıdır. Çünkü hukuk, eşit uygulandığında gerçek anlamını bulur.
Bugün beklentimiz; dosyaların raflardan indirilmesi değil, hakikatin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasıdır.
Kim olursa olsun...
Hangi görüşten olursa olsun...
Hangi makamda bulunmuş olursa olsun...
Eğer işlenmiş bir suç, yapılmış bir ihmal veya karanlıkta bırakılmış bir gerçek varsa, hukuk bunun üzerine cesaretle gitmelidir.
Çünkü güçlü devlet, geçmişiyle yüzleşmekten korkan değil; hakikati ortaya çıkararak milletinin vicdanını rahatlatan devlettir.
Biz, Muhsin Yazıcıoğlu için istediğimiz adaleti Uğur Mumcu için de isteriz.
Eşref Bitlis için de isteriz.
Turgut Özal için de isteriz.
Sivas'ta hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımız için de isteriz.
Çünkü adalet; isimlere, kimliklere ve dünya görüşlerine göre değişmez.
Dosyalar kapanabilir.
Takvimler değişebilir.
Nesiller yenilenebilir.
Ama hakikat, er ya da geç mutlaka gün yüzüne çıkar.
Bizim beklentimiz de tam olarak budur:
Hiçbir dosyanın karanlıkta kalmadığı, hiçbir acının unutulmadığı ve adaletin herkes için eksiksiz tecelli ettiği bir Türkiye...