" SOSYAL ÇÖKÜNTÜ"

11 Mar 2026 - 22:23 YAYINLANMA

Yazımınız başında Sosyal Çöküntünün anlamın ne olduğuna bakarak başlamak istedim. 

Sosyal bozulma, sosyolojide, genellikle bir topluluk ortamında sosyal yaşamın değişmesini, işlevsizliğini veya çöküşünü tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Sosyal bozulma, modern toplumun eski kesinliklerinin ortadan kalktığı ve oldukça yeni bir şeyin ortaya çıktığı radikal bir dönüşümü ifade eder.

Şöyle bir bakalım geriye doğru, Ülkemize savaş dahil kaç yabancı milyonlarca insan giriş yaptı.

Diyeceksiniz ki ne ilgisi var.?

Yabancı ülkelerden transfer edilen seçme vasıfsız milyonlarca ınsanın ve uyarlanabilir bir sistem olarak sosyal karmaşıklığın kaybı, Siyasetin çöküşü ve şiddetin yükselişi ile karakterize edilen karmaşık bir insan topluluğu oluşmasının tetiklemektedir.

Sosyal Çöküntünün en başlıca sebepler ise;

Teknolojinin Aşırı Kullanımı: Sosyal medya ve internet bağımlılığı, gerçek hayattaki sosyal ilişkilerin zayıflamasına neden olabilir.

Hızlı Yaşam Temposu: İş hayatındaki yoğunluk, sosyalleşmeye ayrılan zamanın azalmasına ve yorgunluğa yol açabilir.

Bireyselleşme: Toplumların giderek bireyselleşmesi, dayanışma duygularının azalmasına ve yalnızlık hissinin artmasına neden olabilir.

Sosyal Kaygılar: Toplum içinde olumsuz değerlendirilme korkusu, sosyal ortamlardan kaçınmaya ve izolasyona yol açabilir.

Ekonomik Zorluklar: İşsizlik, maddi sıkıntılar gibi ekonomik sorunlar, kişinin sosyal çevresinden kopmasına ve kendini yalnız hissetmesine neden olabilir.

Psikolojik Rahatsızlıklar: Depresyon, anksiyete gibi psikolojik rahatsızlıklar, sosyal etkileşimleri olumsuz etkileyebilir.

Kültürel farklılıklar: Yabancı ülkelerden sığınan insan toplulukları diyerek bunları örnekleyebiliriz.

                                                                                                  2

Toplumda her çeşit karakterden insanın bulunması, kuvvet ve zekâ seviyelerinin farklı olması ve yaratılışındaki kendisi için uygun olanı elde etme hırsı, toplu yaşamanın faydaları yanında bazı mahzurlarını da ortaya çıkarmaktadır. Fertlerin birbirlerine ve topluma, toplumun da fertlere karşı hareket tarzları ile birbirleriyle olan münasebetlerini düzenleyen kaidelerin bulunmadığı bir toplumda düzenden, intizamdan söz edilemez. Bu sebeple, her toplumda, sosyal hayatı düzenleyen din, hukuk, ahlak kuralları gibi normlar ve bunların müeyyideleri bulunmuştur.

Ekonomik yaşamlarındaki zorluklardan dolayı durumlarını iyileştirmek, refahtan uzak yaşam standatları, çocukları ve kendileri için daha iyi eğitim imkanları, terör, bölgesel gelişmişlik dengesizlikleri, sağlık hizmetleri gibi nedenler göç olgusunu arttırmaktadır. Bu bağlamda göç, kişilerin olumsuz ve dezavantajlı hayat koşullarından olumlu ve avantajlı hayat koşullarına geçişleri ifade etmektedir. Coğrafi olarak bir yer değiştirme süreci olarak göç, ayrıca sosyo-ekonomik, sosyo-politik ve sosyo-kültürel anlamdan nüfus hareketleri olarak olumsuz anlamda dikkat çeker.

Şimdi buradan nereye geleceğimizi bir toparlayacak olur isek, Sosyal Çöküntünün Ülkemizde belirgin bir iz biraktığı ve sorunlar yaşattığı başlıca nedenlerinden biri göç ve Suriye’li Savaştan kaçan insan topluluğunun Ülkemiz vatandaşlarına olduğu yük ekonomik ve sosyal çöküntünün faturası olduğunu göreceğiz.

Türkiye’ye Suriyeli sığınmacı akını ilk olarak Nisan 2011 tarihinde başlamıştır. Türkiye, bu tarihten itibaren Suriyelilere yönelik “açık kapı politikası” uygulayacağını ilan etmiş, hayata geçirmiş, Ancak Suriye’den göç dalgası beklentinin ötesinde gerçekleşmiştir.Türkiye, sürenin uzaması ve sayının dramatik şekilde artmasına rağmen Suriyelileri kabul etmeye devam etmiştir.

Yıl 2026 ve Suriyeli sığınmacı sayısı yaklaşık 15.000.000 kişiye yaklaşmış, büyük çoğunluğunu oluşturan bu kesim ise şehirlerde yerel halk ile iç içe yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Türkiye,

                                                                                                          3

mevcut durum itibarıyla geçici olarak kabul edeceği Suriye’li sayısının kat kat fazlasıyla misafir etmekte, geniş kapsamlı bir mülteci konusu ile karşı karşıya kalmış, çıkmaz bir yola girmiş bulunmaktadır.

Kısacası; Göç, büyük bir stres kaynağı ve birçok psikososyal krizin de tetikleyicisidir. Göçe özgü stresörler arasında, ayrılık ve kayıp tecrübeleri, geride bırakılan mekana özlem, aile ilişkilerinin parçalanması, yalnızlık, izolasyon, sosyal rollerin yeniden tanımlanması, adaptasyon süreci, kültürel, ekonomik ve yasal belirsizlikler olduğu gibi, Bu negatif faktörler bizzat Tüm bunların yanında göçmenin yaşı, göçün nedeni, dil bilgisi, , siyasi düşünceleri, oturum durumu, eğitim ve meslek durumu, ırkçılık ve ayrımcılık tecrübeleri gibi faktörler de göçün birey üzerindeki yansımasını belirleyen etmenler arasında diyebiliriz.

İşte sosyal çöküntünün en objektif yaşandığı bir durumla karşı, karşıya geldiğimizi görüyoruz.

Acil çözüm yolu ise, misafirliği neticelendirmek, uluslararası çözüm yolunun açılması için, uygulanabilir dış siyaset politikasını neticelendirmektir.

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere;

Hoşçakalın.

Cemalettin Doğan.

 

 

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: