“FON KRİZİNİN TEMELİNDE NE VAR.”
Türkiye”de sermaye piyasa uzmanlarının yaptığı ortak değerlendirme ve araştırmalarında, Türkiye’de sorun kurallardan çok, uygulamada yatıyor: kuralların uygulanması ile gözetim ve zamanında müdahale mekanizmalarındaki eksikliklerde fon krizinin temelinde yer alıyor diyor.Nitekim SPK’nın 18 Eylül açıklaması da aynı soruna işaret ediyor. Kurul, bazı yatırım fonlarının özellikle 2025’in son çeyreğinden itibaren fiili dolaşımı düşük hisselerde, şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini belirtiyor. Yüksek enflasyon da krize zemin hazırladı. Yüksek enflasyon elbette krizin doğrudan nedeni değil. Ancak reel getiri arayışı, yüksek nominal getiri sunan ürünlere talebi artırarak fon sektörünün çok hızlı büyümesine zemin hazırladı. Denetim kapasitesi aynı hızda güçlenmediğinde ise başlangıçta sınırlı görünen riskler sistemik hâle gelebiliyor. Peki bu krizden etkilenen fon ve yatırımcı sayısını eie alacak olur isek, Krizden direkt etkilenen 131 fon ve 455 bin yatırımcı olduğunu görüyoruz. Krizin büyüklüğünü en net gösteren veri SPK’dan geliyor. Kurulun 17 Eylül tarihli kararıyla yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye kapsamına alındı. MKK kayıtlarına göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. SPK, tasfiye kapsamındaki 131 fon için tek bir resmî toplam portföy büyüklüğü açıklamadı. Buna karşılık yapılan çalışmalar yaklaşık 800 milyar TL’yi aşan bir tutara işaret ediyor. Borsada 2008’den bu yana en sert kayıp yaşandı. Net görünür etki Borsa İstanbul’da yaşandı. Bloomberg HT’nin 30 Eylül tarihli hesaplamasına göre BIST Tüm şirketlerinin toplam piyasa değeri eylülde yüzde 20 geriledi. Yaklaşık 4,5 trilyon TL piyasa değeri kaybı oluştu. Bu, 2008 küresel finansal krizinden bu yana görülen en sert aylık değer kaybı. BIST 100 şirketlerinin piyasa değeri de TL bazında yüzde 16 düştü. Peki bundan sonra ne olacak? Bundan sonraki sürecin ilk anahtar kelimesi “nakit akışı” olacaktır. Tasfiye kapsamındaki fonlarda varlıkların sağlıklı biçimde nakde çevrilmesi ve yatırımcı alacaklarının ödenmesi gerekiyor. İkinci konu “güven”. Yatırımcı fonuna ulaşabileceğine, şirket piyasadan finansman sağlayabileceğine ve fiyatların ekonomik gerçekliği yansıttığına inanmak zorunda… Üçüncü konu “enflasyon”. Yüksek enflasyon sürdükçe hane halkının satın alma gücünü koruma ve yüksek nominal getiriye yönelme eğilimi devam edecektir. Bu nedenle finansal istikrar ile fiyat istikrarını birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil. Dördüncü olarak “yapısal zemin” geliyor. Bundan sonraki aşamada yalnızca yeni kural yazmak değil; ilişkili taraf işlemlerinin, fon değerlemelerinin, likidite riskinin ve olağandışı fiyat hareketlerinin gerçek zamanlı ve kurumlar arası veri paylaşımıyla izlenmesi gerekiyor. Son olarak “Fon Krizine” sebep olup, bilinçli bir şekilde bu Fon” dan nemağlanan her kim oloursa olsun Adalet karşısında hesap vermesi geliyor. Fon krizi bize bir kez daha şunu gösterdi: Finansal piyasalarda sorun ortaya çıktıktan sonra tasfiye etmek maliyetlidir. Esas olan, riski büyümeden tespit etmek ve sınırlamaktır. Aslında sistematik bir çöküş yok ama, piyasa çok sert bir temizlik sürecinden geçiyor. Belirli kurumların risk yönetimindeki hatalarının faturası kesiliyor. Umarım bu büyük ders son olur. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere; Hoşça kalın.