DAVAMIZDIR...
Neydi dava şuuru?
Neydi Nizam-ı Âlem?
Neydi mefkûremiz?
Kuru bir etiket miydi? Bir makam, bir koltuk sevdası mıydı?
Yoksa uğruna ömür tüketilecek, gerektiğinde bedel ödenecek büyük bir ideal miydi?
Biz bu yola makam için değil, mana için revan olduk.
Bizim meselemiz bir unvan, bir koltuk, bir mevki değildir. Bizim meselemiz davadır.
Muhsin Başkan’ın bize emanet ettiği anlayışta dava; şahısların önüne geçen, nefislerin gerisinde kalan bir duruştur. “Dava, insanlık davasıdır.” Çünkü bizim ülkümüz yalnızca kendimiz için değil; adaletin, hakkın, ahlakın ve insanlığın hâkim olması içindir.
Nizam-ı Âlem, İ’lâ-yı Kelimetullah davasıdır.
Bu sözler bir slogan olsun diye söylenmedi. Bir tabelaya yazılsın, bir rozetin üzerinde taşınsın diye de söylenmedi.
Bunlar; hayata yön veren bir anlayışın, bir sorumluluğun ve bir ahdin ifadesidir.
Dava adamlığı; alkış varken önde yürümek değil, yalnız kaldığında da doğru bildiğinden vazgeçmemektir.
Dava adamlığı; makam geldiğinde değişmemek, makam gittiğinde de davasından dönmemektir.
Dava adamlığı; nefsini değil, davasını büyütmektir.
Bugün kendimize yeniden sormamız gereken soru şudur:
Ne için revan olduk?
Bir koltuğa oturmak için mi?
Bir ismin arkasına sığınmak için mi?
Birbirimizle yarışmak için mi?
Yoksa Muhsin Başkan’ın bıraktığı kutlu emaneti omuzlamak, birlik ve kardeşlik içinde hizmet etmek için mi?
Eğer dava diyorsak, önce nefsimizi susturacağız.
Eğer Nizam-ı Âlem diyorsak, önce kendi dünyamızda nizamı sağlayacağız.
Eğer kardeşlik diyorsak, fitneye, dedikoduya ve ayrıştırmaya kapı kapatacağız.
Çünkü dava, dilde söylenen değil; hayatta taşınandır.
Bizim yolumuz şahısların değil, ilkenin yoludur.
Bizim istikametimiz makamın değil, hakikatin istikametidir.
Bizim derdimiz koltuk değil, millet ve memleket davasıdır.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun bıraktığı miras bize şunu öğretmiştir:
“Ben” küçülecek, “biz” büyüyecek.
Nefis susacak, dava konuşacak.
Koltuk geçecek, emanet kalacak.
Öyleyse bugün herkes kendi vicdanına sormalıdır:
Biz ne için yola çıktık?
Ve bu yolda yürürken davamıza ne kattık?
Cevap makamda değil, vicdandadır.
Bizim davamız vardır.
Bizim sözümüz vardır.
Bizim istikametimiz vardır.
Ve bu istikametin adı:
DAVA…
NİZAM-I ÂLEM…
İ’LÂ-YI KELİMETULLAH…
Gerisi teferruattır.
Vesselam…