Sessizliğin İçindeki Fırtına
Gürültünün alkışlandığı bir çağdayız. Çok konuşanın güçlü, çok bağıranın haklı sanıldığı bir düzen… Oysa hakikat ne seste gizlidir ne kalabalıkta. Hakikat, çoğu zaman sessizliğin içinde büyür.
Dinginliğe sığınanlar bilir; her kavgaya girilmez, her söze cevap verilmez. Çünkü insanı büyüten, sesi değil; duruşudur. Susmak bazen bir geri çekiliş değil, en net tavırdır. Gürültüye kapılmamak, akıntıya karşı dimdik durabilmektir.
Ama bugün asıl tehlike, suskunluk değil; bilinçli olarak körüklenen ayrışmadır. Şahsi kazanım ve menfaat uğruna insanları bölenler, kutuplaştıranlar, kin ve nefret ekenler… Unutmayın: Rüzgâr eken, fırtına biçer!
Bu sadece bir söz değil, hayatın değişmez hükmüdür. Nefretle kurduğun düzen, bir gün seni de yutar. Kışkırttığın öfke, dönüp dolaşıp seni bulur. Çünkü ateşle oynayan, eninde sonunda yanar.
Hiç kimse bu fırtınanın dışında kalamaz. Onu estirenler de… O sert rüzgâr, gün gelir en sağlam sandığınız duvarları bile yerle bir eder. Geriye ne güç kalır ne de o gürültünün sahte ihtişamı.
İşte tam da bu yüzden mesele basittir ama ağırdır:
Öyle yaşa ki, kimse seni Allah’a şikâyet etmesin…
Seni Rabbine emanet etsin.
Çünkü sonunda herkes susar. Gürültü diner. Kalabalık dağılır.
Ve geriye tek bir şey kalır: Vicdanınla baş başa kaldığın o derin sessizlik.
Selâm ve dua ile…