Vitrinde Yaşayanlar, Hayatı Taşıyanlar
Aynı dünyada yaşıyoruz. Aynı sokaklardan geçiyor, aynı şehirlerde nefes alıyor, aynı hayatın içinde yol alıyoruz. Fakat hayata bakışımız, yaşama biçimimiz ve bıraktığımız izler birbirinden çok farklı.
Bir tarafta ömrünü satır aralarına sığdıran insanlar var. Sessizce çalışan, gösterişten uzak duran, yaptığı iyiliği duyurma ihtiyacı hissetmeyen insanlar… Onlar için önemli olan görünmek değil, faydalı olmaktır. Yaptıkları işin reklamını yapmazlar. Alkış beklemezler. Çoğu zaman isimleri bile bilinmez. Ama bir bakarsınız; bir çocuğun eğitiminde, bir ailenin duasında, bir mahallenin huzurunda onların emeği vardır.
Bu insanlar hayatın sessiz kahramanlarıdır.
Gürültü çıkarmazlar ama iz bırakırlar.
Bir de kendini yere göğe sığdıramayanlar vardır.
Yaptığı her işi büyüten, attığı her adımı duyurmak isteyen, küçük bir katkıyı bile büyük bir başarı gibi sunan insanlar… Onlar için çoğu zaman yapılan işten çok, o işin nasıl göründüğü önemlidir. Hayatın özünden çok vitriniyle ilgilenirler.
Bugünün dünyasında ne yazık ki gürültü çoğu zaman emeğin önüne geçiyor. Sessizce çalışanlar geri planda kalırken, sesi çok çıkanlar daha görünür oluyor. Oysa toplumların gerçek gücü gösterişten değil, samimiyetten doğar.
Çünkü hayatın yükünü çoğu zaman o sessiz insanlar taşır. Reklam yapmadan çalışanlar, alkış beklemeden emek verenler, görünmeden iyilik yapanlar…
Zamanın da kendine has bir adaleti vardır. Gürültü bir süre sonra diner, gösteriş unutulur. Ama samimiyetle yapılan işler, yıllar geçse de hatırlanır.
İşte bu yüzden bazı insanlar bir ömrü satır aralarına sığdırırken, bazıları bir cümleye bile sığamayacak kadar kendilerini büyütür.
Ama gerçek olan şudur:
Gösteriş geçer, emek kalır.
Gürültü biter, iz kalır.