EKONOMİK KRİZ ORTAMINDA İNFAZ POLİTİKASI...

26 Oca 2026 - 16:48 YAYINLANMA

Hedef, Yük Üreten Değil, Değer Üreten Bir Sistem Olmalı.
Türkiye bugün yalnızca bir adalet meselesiyle değil, aynı zamanda derin bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. Hayat pahalılığı artmış, gelirler erimiş, devlet bütçesi ve hane ekonomileri ciddi biçimde zorlanmıştır. Böyle bir dönemde, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı ve hangi alanlarda israfın önlenebileceği hayati önem taşımaktadır.
Bu noktada göz ardı edilen en büyük başlıklardan biri infaz sistemidir.
Türkiye’de bugün cezaevlerinde yaklaşık 420 bin mahkûm bulunmaktadır. Bu insanların büyük bir bölümü üretim çağındadır. Çalışabilecek, üretebilecek, ailesine bakabilecek ve devlete katkı sunabilecek yaştadır. Ancak mevcut infaz anlayışı, bu büyük insan kaynağını tamamen üretimden koparmakta; hem devlete hem de topluma ağır bir yük oluşturmaktadır.
Bu güne kadar tartışmalar iki yönlü olarak devam ediyor.
Bir yanda toplumda cezasızlık algısının son derece yaygın olduğunu savunanlar, diğer yanda ise bazı suç tipleri dışında insanlarin 2. bir şansı hak ettiğine inananlar.
Şunu açıkça belirtmek isterim ki, amacımız asla suçluyu ve suçu korumak değil. Fakat insanları cezalandırmanın tek yolu onları cezaevlerine kapatıp yıllarca toplumdan tecrit etmek değildir.
Tarihin en eski dönemlerinden beri suçların niteliğine göre bunun çok çeşitli yöntemleri uygulanmıştır. Örneğin Kalebentlik cezası, yani cezayı alan hükümlünün kaleden çıkışının belli bir süre yasaklanması.
Yada sürgün cezası, veya kürek cezası.
Yani hükümlülere ceza veren ama bu cezayı  devlet hazinesine yük etmeyen, hemde hükümlünün ailesinin en az zarar gördüğü ve aynı zamanda hükümlüyü toplumdan koparmayan bir sürü akılcı infaz sistemleri uygulanmıştır.
Günümüzde teknolojik imkanlardan da faydalanarak bu seçeneklerin uygulanması hem ekonomik hemde sosyolojik olarak büyük fayda sağlayacaktır.

Cezaevlerinin Devlete ve Kamuya Yükü çok ciddi boyutlara ulaşmıştır.
Kapalı cezaevleri; güvenlik, personel, sağlık, gıda, enerji ve altyapı giderleriyle her yıl milyarlarca liralık kamu harcaması gerektirmektedir. Mahkûm cezaevindeyken çalışmaz, üretmez, vergi ödemez, SGK primi yatırmaz. Buna karşın devlet sürekli harcar.
Bu durum tek yönlü bir yük de değildir. Cezaevindeki her mahkûmun geride bıraktığı bir aile vardır. Geliri kesilen bu aileler kısa sürede yoksulluğa sürüklenmekte, borçlanmakta ya da sosyal yardımlara muhtaç hâle gelmektedir. Böylece devlet, bir yandan aile ferdini cezaevinde tutmanın maliyetini üstlenirken; diğer yandan aynı ailenin ayakta kalabilmesi için sosyal yardım ödemek zorunda kalmaktadır.
Bu tablo, ekonomik kriz şartlarında akılcı değildir.
Toplumsal kopuş ve suçun tekrarını önlemek infaz sistemlerinin en temel direklerinden biri olmalıdır.
Uzun süre kapalı cezaevlerinde kalan bireyler, toplumdan kopmakta ve tahliye sonrası hayata uyum sağlamakta zorlanmaktadır. İş bulamayan, ailesiyle bağı zayıflayan, üretimden uzaklaşmış bireylerde yeniden suç işleme riski artmaktadır. Bu durum, infaz sisteminin toplumsal güvenlik açısından da sorgulanması gerektiğini göstermektedir.
Ceza, bireyi tamamen dışlamak değil; onu yeniden topluma kazandıracak şekilde uygulanmalıdır. Aksi hâlde cezaevleri, sorunu çözmez; daha da büyütür.
Çözüm ise elektronik kelepçe ile dışarıda infaz seçeneklerinin geliştirilmesinden geçmektedir.
Elektronik kelepçe ile dışarıda infaz, çağdaş ve denetlenebilir bir infaz yöntemidir. Özellikle şiddet içermeyen suçlar, kaçma riski düşük hükümlüler ve topluma ciddi tehdit oluşturmayan kişiler açısından etkili bir alternatiftir.
Bu sistemde hükümlü;
24 saat elektronik olarak izlenir, belirlenen alan ve saatler dışına çıkamaz.Çalışmak ve kurallara uymak zorundadır.Kuralları ihlal ettiğinde anında yaptırımla karşılaşır. Elektronik kelepçe cezasızlık değildir. Özgürlük ciddi şekilde sınırlandırılmıştır. Ancak birey, üretimden koparılmaz.
Ekonomiye ve kamuya somut katkı sağlanır, elektronik kelepçe ile dışarıda infaz yaygınlaştığında; cezaevi harcamaları azalır. sosyal yardım ihtiyacı düşer, vergi ve SGK primi gelirleri artar, iş gücü piyasası rahatlar ve en önemlisi aileler ayakta kalır...
Bir insanın evine ekmek götürmesi, yalnızca ailesini değil; devleti de rahatlatır. Üreten birey, kamuya yük değil; kamuya katkıdır. Ekonomik krizin bu kadar derin olduğu bir dönemde, çalışabilecek insanları cezaevlerinde tutmak israfın en ağır biçimidir.
Ez cümle; Vicdanla Kurulan Akıl, Akılla Korunan Devlet
Devlet olmanın özü yalnızca cezalandırmak değildir; denge kurmaktır. Toplumu korurken insanı bütünüyle kaybetmemek, suçu cezalandırırken hayatı tamamen söndürmemektir. Cezaevlerinde bulunan yüz binlerce insan, yalnızca dosya numaralarından ibaret değildir. Her birinin ardında bir ev, bir çocuk, bir sofra ve yarım kalan bir hayat vardır.
Ekonomik krizin bu kadar derinleştiği bir dönemde, çalışabilecek insanları kapalı cezaevlerinde tutmak ne vicdana ne de akla sığmaktadır. Bu tercih, yalnızca mahkûmu değil; onun ailesini ve dolaylı olarak toplumun tamamını cezalandırmaktadır.
Elektronik kelepçe ile dışarıda infaz; suçu yok saymadan, denetimi elden bırakmadan, bireye çalışarak sorumluluk alma imkânı tanır. İnsan çalıştıkça hayata tutunur; hayata tutundukça suçtan uzaklaşır. Bu yalnızca merhamet değil; toplumsal güvenliğin ve devlet aklının gereğidir.
Güçlü devlet, insanını kaybeden değil; onu doğru kurallarla yeniden kazanan devlettir.
Türkiye’nin ihtiyacı, duvarlar arasında bekleyen hayatlar değil;
denetim altında çalışan, ailesine ve ülkesine katkı sunan insanlardır.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: