Yalnız Değilsiniz...
Son dönemde birçok apartmanda ve sitede konuşulan mesele, neredeyse ülke genelinde aynı: yükselen aidatlar, artan genel giderler, deneyimsiz ve denetimsiz yönetim anlayışı.
Her ay düzenli toplanan aidatlar büyüyor. Gider kalemleri çoğalıyor. Demirbaş alımları artıyor. İhaleler yapılıyor. Ortak alanlar kiraya veriliyor. Rakamlar yükseliyor ama güven aynı hızda yükselmiyor. Asıl mesele de burada başlıyor.
Sorun yalnızca yüksek aidatlar değil. Sorun, o aidatların nasıl harcandığını bilememek. Sorun, “uygun görüldü” denilerek geçilen kalemlerin ardındaki belirsizlik. Sorun, açıklık yerine alışkanlığın; denetim yerine rahatlığın tercih edilmesi.
Bugün yüzlerce daireden oluşan siteler küçük mahalleler değil; küçük ekonomiler. Milyonluk bütçeler yönetiliyor. Ve bu bütçeler tek bir kişinin değil, yüzlerce hanenin emeğiyle oluşuyor. Ortak bütçe artık bireysel para değildir. Her bir hanenin mutfağından eksilen payın toplamıdır.
Bu yüzden mesele kişisel değil, kamusaldır.
Bir harcama kararı yalnızca muhasebe kalemi değildir; bir ailenin sofrasına dokunan bir tercihtir. Şeffaf yapılmayan bir ihale yalnızca teknik eksiklik değildir; güveni aşındıran bir gediktir. Düşük bedelle kiraya verilen bir ortak alan sadece bir işlem değil; hakkaniyet duygusuna açılan bir soru işaretidir.
Ve bütün bunlar, ekonomik kriz dönemlerinde daha ağır hissedilir.
Bugün insanlar geçim derdinde. Enflasyon yükseliyor. Kiralar artıyor. Krediler büyüyor. Böyle bir dönemde her kuruş daha kıymetli hale geliyor. Aidat artışı artık sadece bir ödeme değil; bir yük anlamına geliyor.
Denetimsizlik ise bu yükü ağırlaştırıyor.
Son yıllarda usulsüz harcamalar nedeniyle yargı karşısına çıkan site yöneticileri oldu. Cezaevinin soğuk yüzüyle karşılaşanlar da… Ancak çoğu zaman bu yaptırımlar, iş işten geçtikten sonra geldi. Zarar oluştuktan, güven sarsıldıktan, ilişkiler bozulduktan sonra.
Geç gelen adalet, adalet değildir.
Kimse komşusunun mahkeme kapılarında sürünmesini istemez. Kimse aynı zamanda komşusu olan bir yöneticinin ceza almasını, ailelerin zarar görmesini arzulamaz. İstenen şey ceza değil; önlemdir. İstenen şey zamanında tedbirdir.
En tehlikeli duygu ise yalnızlıktır.
Tek başına itiraz ettiğinizde sesiniz yankılanmaz. Ödemezseniz icra tehdidi kapıya dayanır. Mahkemeye gitseniz sayısız prosedür ve zaman gerekir. İnsan, haklı olduğu hâlde kendini güçsüz hisseder.
Oysa toplu yaşam, yalnız kalmak demek değildir.
Yöneticilik bir unvan değil, bir sorumluluktur. Toplanan her aidat bir emanettir. Emanet güven ister. Güven ise şeffaflıkla ayakta durur.
Büyük bütçeler yöneten sitelerde düzenli ve bağımsız denetim mekanizmaları güçlenmeli; harcama süreçleri açık ve izlenebilir olmalı; kararlar erişilebilir ve sorgulanabilir hâle gelmelidir. Bunlar radikal talepler değil, birlikte yaşamanın asgari şartıdır.
Aidatlar artabilir. Giderler yükselebilir. Ama güven kaybolursa, beton yükselse bile yaşam eksilir.
Şeffaflık bir lütuf değildir. Denetim bir tehdit değildir. Bunlar birlikte yaşamanın sigortasıdır.
Artık toplum olarak bazı önlemleri “testi kırılmadan önce” almayı başarmalı, bunu sistemli bir alışkanlık hâline getirmeliyiz.
Ortak bütçe emanettir.
Ve emanet, hepimizin geleceği ve düzeni için; önce vicdanla, sonra hukukla korunmalıdır.
Buradan açık bir çağrı yapmak gerekiyor: Toplu yaşam alanlarında artan bütçeler ve karmaşık mali yapılar dikkate alınarak, site ve apartman yönetimlerine ilişkin denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir. Belirli büyüklüğün üzerindeki yapılarda zorunlu ve bağımsız mali denetim uygulaması kanunla düzenlenmeli; ihale ve kiralama süreçleri şeffaflık ilkelerine bağlanmalı; belirli bir kat maliki oranıyla hızlı idari inceleme başlatılabilmesine imkân tanınmalıdır.
Bu bir şikâyet değil, bir düzen talebidir.
Bu bir bireysel itiraz değil, kamu yararına yapılmış bir çağrıdır.
Çünkü birlikte yaşadığımız her yapı, aynı zamanda ortak sorumluluğumuzdur.
Ve kamu yararı, ancak kuralla ve denetimle korunur.