SU BİTERSE, HEPİMİZ SUSARIZ!
Su; insan vücudunun %60-%70'ini oluşturan, besinlerin taşınması ve vücut fonksiyonlarının sürdürülmesinde rol oynayan hayati bir bileşiktir. Elbette su, sadece insanlar için değil, tüm canlıların yaşamsal faaliyetleri için en temel gereksinimdir. Kısacası, "su olmazsa hayat da olmaz" demek en doğru tabirdir.
Peki, bu denli hayati öneme sahip olan suya ne kadar sahip çıkıyoruz? Bu sorunun cevabı maalesef pek iç açıcı değil. İnsanların bilgi birikimi ve elindeki imkânlar her geçen gün artmasına rağmen, neden bu kadar sorumsuzca davranıyor? Üstelik dünya üzerindeki suyun sadece %3 civarı tatlı su iken...
İnsanoğlu, özellikle Sanayi Devrimi ile birlikte dünyayı aşırı derecede kirletmeye başladı. Bu kirlilikten yeryüzündeki tüm tatlı ve tuzlu su kaynakları, doğrudan ya da dolaylı olarak etkilendi. Atılan bombalar, nükleer denemeler, sanayi atıkları, deniz suyundan tatlı su elde etmek için kullanılan kimyasal teknikler ve daha birçok çalışma yüzünden sularımız hızla kirlenmektedir.
Bunun sonucunda ortaya çıkan iklim değişiklikleri ile toprağın ve bitki örtüsünün yapısının bozulması, insanlık ve diğer canlılar üzerindeki olumsuz etkilerini hepimize yaşayarak göstermektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerin bazı iklim protokollerine imza atmaması ve doğaya salınan karbon miktarının artması, tüm insanlığı felakete sürüklemektedir. Bu durumun sonuçlarını; aşırı kar yağışları, sel felaketleri, kavurucu sıcaklar ve şiddetli kuraklıklar olarak tecrübe ediyoruz.
Bu son süreçte kendi ülkemizde de alınan sıra dışı yağış ritmine bakarak rehavete kapılmadan özellikle dikkat edeceğimiz başlıca tedbirler:
• Tarımda kullanılan sulama tekniklerinin modernize edilmemesi, orman alanlarının korunması,
• Yağmur hasadının yapılmaması ve yeni göletlerin yeterince inşa edilmemesi,
• Ev ve iş yerlerinde su tasarrufuna özen gösterilmemesi,
• Biyolojik arıtmanın yaygınlaşmaması ve gri suların (park-bahçe sulamasında) geri kazanılmaması gibi eksiklikler, gelecekte çok daha ağır sonuçlara yol açacaktır.
Su kaynağının sonsuz olmadığını anlamalı; bu bilinci genç kuşaklara aktararak su yönetimini devletlerin temel politikası haline getirmeliyiz. Aksi takdirde su biter ve o zaman hepimiz susarız!