SULTANLARIN SULTANI HOŞ GELDİN

17 Şub 2026 - 10:55 YAYINLANMA

Ramazan’ın gelişi her zaman başka bir duygudur. İçinde hem telaş hem sevinç hem de hüzün barındırır. Ekonomik sıkıntıların ortasında karşılansa bile ayrı bir heyecan ve güzellik katar. Yüreklerimizde açtığı yer bambaşkadır. Eskisi gibi komşular toplanıp günlerce hazırlık yapmasa da her evde bir hareket, bir bekleyiş bir heyecan başlar.

Her yıl olduğu gibi bu yıl çarşıya çıkan herkes aynı soruyla dönüyor: “Bu fiyatlar ne böyle?”
Alım gücü düşmüş, gelir azalmış, geçim derdi artmış. Asgari ücretle yaşamaya çalışanlar, hatta hiç geliri olmayanlar için hayat zaten zorken, Ramazan öncesi gelen zamlar yükü daha da ağırlaştırıyor. İnsanlar ihtiyaçlarını eksik alıyor, etikete bakıp geri bırakıyor.

Ramazan bolluk ve bereket ayıdır deriz. Peki bu nasıl bir bolluk ki sebze iki katına, et üç katına çıkıyor? Oruçlu insanın canı çeker elbette. Gün boyu aç kalan birinin gözü sofraya kayar. Ama bunu fırsat bilip fiyat artırmak ne vicdana ne inanca sığar. Dün 10 lira olan ürün bir bakmışsınız 25- 50 lira olmuş. Sonra küçük bir indirimle “müjde” diye sunuluyor. Kimse de “Nasıl oldu?” diye sormuyor. Asıl kırıcı olan da bu. İnsanların inancı üzerinden fırsatçılık yapmak.

Oysa eskiden Ramazan denince evlere bereket inerdi. İftar vakti yaklaşırken fırın önlerinde pide kuyrukları oluşur, sıcacık pidelerle sofralar şenlenirdi. Hurmayla açılan oruç, ardından çorba, ana yemek ve tatlı… O sofralar sadece yemek değil; birlik, paylaşma ve şükür demekti. Güllaç kokusu, hoşafın serinliği, baklavanın tatlı telaşı… Hepsi Ramazan’ın ruhuydu.

Sahurlar da ayrı bir güzellikte. Davul sesleriyle uyanan çocuklar, uykulu gözlerle kurulan sofralar… Daha hafif ama daha samimi. İlk sahurda pişirilen bir avuç bulgur pilavı bile bereket niyetiydi. Çünkü mesele çok yemek değil, bilinçle ve ölçüyle yemekti. Sofranın bereketi tıka basa doymakta değil, şükrederek kalkmaktadır.

Ramazan aynı zamanda misafir demektir. Paylaşmak demektir. Kardeşlik, dostluk demektir. Anadolu’nun birçok yerinde hâlâ imkânı olan olmayan sofrayı bölüşür, ekmeğini paylaşır. Çünkü Ramazan yalnızca aç kalmak değildir; başkasının açlığını, yoksulluğunu, derdini hissetmektir. Dünyada milyonlarca insan temiz suya ve bir lokmaya hasretken, bizim israf etmememiz bile bir yardımdır. İnsan olmak bunu gerektirir.

Bugün ise maalesef aynı evde yaşayanlar bile aynı sofrada buluşmakta zorlanıyor. Misafirlik yok denecek kadar azaldı, kapılar kapandı, gönüller uzaklaştı. “Ah nerede o eski Ramazanlar” diyoruz. Belki de mesele Ramazan’ın değişmesi değil, bizim değişmemizdir. Bizim kendi özümüzden uzaklaşmamızdır.

Ramazan bir fırsattır. Sadece mideyi değil, kalbi de terbiye etme fırsatı. Sadece oruç tutmak yetmez; adaletli olmak, merhametli olmak, paylaşmak gerekir. İnanç, zam fırsatı değil; vicdan muhasebesidir. İnanç meselesidir.

Geleneğimize, örfümüze, birbirimize sahip çıkalım. Bu ayı bir başlangıç yapalım. Sofralarımız kadar gönüllerimizi de genişletelim.

Hayırlı Ramazanlar.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: