Korkunun Gölgesi, Sevginin Yarası

28 Tem 2026 - 18:51 YAYINLANMA

“İnsanlar korktukları kimseleri incitmektense, sevdikleri kimseleri incitmeyi yeğ tutarlar daima.”

— Niccolò Machiavelli

 

İnsan ruhunun en büyük çelişkilerinden biri, en çok değer verdiğini en kolay incitebilmesidir. İlk bakışta bu düşünce zalimce görünür. Oysa psikoloji bize bunun ardında çok derin savunma mekanizmalarının bulunduğunu söyler.

 

İnsan, korktuğu kişiye karşı ölçülüdür. Sözünü tartar, davranışını hesaplar. Çünkü korku, sonuçlarını düşünmeyi öğretir. İş yerinde amirine bağırmayan, sokakta kendinden güçlü biriyle tartışmayan, otorite karşısında susan insan; çoğu zaman evine geldiğinde öfkesini eşinden, çocuğundan ya da anne babasından çıkarır. Çünkü bilir ki onlar gitmeyecek, terk etmeyecek, affedecektir.

 

İşte tam da burada sevgi, bazen en büyük imtihan hâline gelir.

 

Psikolojide buna “yer değiştirmiş öfke” denir. Asıl kızgınlık, güçlü olana yöneltilemez; güvenli liman olarak görülen sevilen insana aktarılır. İnsan aslında sevdiğine değil, kendi çaresizliğine vurur. Ne var ki yara yine sevdiğinin yüreğinde açılır.

 

Türk insanının aile yapısına baktığımızda bunun sayısız örneğini görürüz. Dışarıda herkese karşı nazik olan nice insan, evinde en sert yüzünü gösterir. Çünkü dışarıda saygıyı korkudan, içeride ise sevgiyi garantiden sanır. Oysa sevgi garanti değil, emanet edilen bir gönüldür.

 

Korku, insanı sessizleştirir; sevgi ise insanı olduğu gibi ortaya çıkarır. Fakat olgun insan, gerçek karakterini korktuğu kişiye değil, en çok sevdiği insana gösterdiği merhametle ispat eder. Güç, bağırmakta değil; incitmemek için kendini tutabilmektedir.

 

Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, korkunun oluşturduğu saygıyı değil; sevginin doğurduğu nezaketi öğrenmektir. Çünkü korkuyla kurulan düzen ayakta kalabilir; ama sevgiyle kurulan yuva ancak incitilmediği sürece yaşayabilir.

 

Bir Anadolu Menkıbesi;

Anadolu’nun eski köylerinden birinde, huysuzluğu ile tanınan yaşlı bir adam yaşarmış. Çarşıya indiğinde kimseye ses çıkaramaz, ağaya, muhtara, zengine karşı başını eğer geçermiş. Eve döndüğünde ise en küçük hatada eşini azarlar, çocuklarına bağırırmış.

Bir gün köye gelen derviş bunu görünce yaşlı adama bir testi uzatmış.

“Şunu dereye götür ve ağzına kadar doldur.”

Adam doldurup getirmiş.

Derviş, testiyi yere koymuş ve elindeki ince bir çubukla testiye hafifçe vurmuş. Testi çatlamış, içindeki su yavaş yavaş akmaya başlamış.

Sonra demiş ki:

“Bak evlat… Çubuk testiyi kırmadı. O çatlak zaten içindeydi. Çubuk sadece onu ortaya çıkardı. Sen de aileni incitmiyorsun; içindeki kırgınlığı onların üzerine akıtıyorsun. Çünkü biliyorsun ki onlar seni terk etmeyecek. Fakat unutma… En sağlam testi bile her gün biraz daha çatlar.”

Yaşlı adam o gün ilk defa evine sessiz dönmüş. Çocuklarından özür dilemiş. O günden sonra köylüler onun öfkesini değil, yumuşayan sesini konuşur olmuş.

Çünkü insanın büyüklüğü, kendinden güçsüz olana gösterdiği merhamet kadardır.

 

Saygılarımla!!!

 

Korkudan eğilir başlar 

 

Korkudan eğilir başlar,

Sevgi yük olur omuzlar.

Yarayı dostundan saklar,

Düşman bilmez derdi, Habiloğlu.

 

Kapı ardı sitem dolu,

Yürek yanık, gözler sulu.

Kırma gönlü, dünya fâni,

Sevda emanettir, Habiloğlu.

 

Yiğit odur öfke yutan,

Tatlı dille gönül tutan.

Korku değil sevgi yaşatan,

İnsan odur der, Habiloğlu.

 

İncinmesin ana, yâri,

Solmasın evlerin baharı.

Merhamettir ömrün kârı,

Sevgiyle kal der, Habiloğlu.

 

Resul Toprak

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: