Âkıbetimizi Hayır Eylesin
İnsan hayatının en büyük meselesi nasıl yaşadığı kadar, nasıl bir sonla bu dünyadan ayrılacağıdır. Anadolu irfanında sıkça duyduğumuz bir dua vardır: “Âkıbetimizi hayır eylesin.” Çünkü başlangıç ne kadar parlak olursa olsun, önemli olan son nefesin hangi hâl üzere verildiğidir.
Bazen gönül şöyle bir temennide bulunur:
“Olmasın son günümde çelengim, top arabam; alıp götürsün beni dört inanmış adam.”
Bu sözlerde derin bir tevazu saklıdır. İnsan, dünyanın alkışlarıyla değil; iman, sadelik ve samimiyetle uğurlanmak ister. Çünkü çelenkler, törenler ve gösterişli merasimler dünyaya ait şeylerdir. Oysa hakikatin kapısında insan yalnızdır; yanında sadece amelleri ve kalbinin hali vardır.
Anadolu’nun büyük gönül erlerinden Yunus Emre bu hakikati asırlar önce şu sözlerle dile getirmiştir:
“Mal sahibi mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan mülk de yalan,
Var biraz da sen oyalan.”
Yunus Emre’ye göre dünya, insanın hakikati öğrenmesi için kısa bir konak yeridir. İnsan burada ebedî kalacakmış gibi yaşarsa yanılır; fakat geçici olduğunu idrak ederse kalbini güzelleştirmeye yönelir. Yunus’un şiirlerinde ölüm korkulacak bir son değil, hakiki dostla buluşmanın eşiğidir.
İslam düşüncesinin büyük alimlerinden İmam Gazâlî de benzer bir uyarıda bulunur. Ona göre insanın en büyük gafleti, ölümü uzak zannetmesidir. Gazâlî, eserlerinde sık sık şu hakikati hatırlatır: “Dünya bir gölgelik gibidir; insan orada biraz dinlenir, sonra yoluna devam eder.” Bu yüzden insanın asıl hazırlığı dünya için değil, ahiret için olmalıdır.
Tasavvuf büyükleri, insanın sonunun güzel olması için hayatını da güzel yaşaması gerektiğini söylerler. Çünkü kalp nasıl bir alışkanlık kazanırsa, son nefes de çoğu zaman o hal üzere gelir. Bu yüzden gönül ehli sürekli kalbini temiz tutmaya çalışır; kibirden, hırstan ve gösterişten uzak durmaya gayret eder.
İşte “beni dört inanmış adam götürsün” duası da bu tevazunun ifadesidir. İnsan, arkasından büyük törenler bırakmaktansa, birkaç samimi müminin duasını bırakmayı ister. Çünkü gerçek miras, insanın kalplerde bıraktığı iyiliktir.
Bugün modern dünyanın karmaşasında çoğu zaman bu hakikati unutuyoruz. Başarıyı makamla, değeri şöhretle ölçmeye alışıyoruz. Oysa hem Yunus Emre’nin şiirleri hem de İmam Gazâlî’nin öğütleri bize aynı şeyi hatırlatır: İnsan dünyaya sahip olmak için değil, kendini bulmak için gönderilmiştir.
Sonuçta herkes aynı kapıya varacaktır. O kapıdan geçerken yanımızda ne servet olacak ne unvan. Belki de en güzel son, gösterişsiz ama huzurlu bir vedadır. Gönüllerin duası işte bu yüzden hep aynıdır:
“Ya Rabbi, bizi dünyaya aldananlardan değil; hakikati arayanlardan eyle. Âkıbetimizi hayır eyle.”
Saygılarımla !!!