Kapısı Sürgülenmiş Bir Evdir Mazi
“Kapısı sürgülenmiş bir evdir mazi…
Çalsanız da açan olmaz…”
Ne kadar derin ve düşündürücü iki cümle… İnsan bazen bu sözleri okuyunca bir an duruyor ve kendi hayatının kapılarını yokluyor. Çünkü geçmiş; geri dönülmeyen, telafisi çoğu zaman mümkün olmayan bir zamandır. Dün söylediğimiz sözler, dün ihmal ettiğimiz insanlar, dün ertelediğimiz ziyaretler… Hepsi bugün artık “mazi” dediğimiz o kapının ardında kalmıştır.
Bugün mübarek Ramazan ayının son günlerini yaşıyoruz. Birkaç gün sonra Ramazan Bayramı’na kavuşacağız. Bayramlar; sadece tatil günleri değil, kalplerin birbirine açıldığı, kırgınlıkların unutulduğu, büyüklerin hatırlandığı, aile bağlarının tazelendiği müstesna zamanlardır.
Fakat içinde yaşadığımız çağda çoğu genç, “vaktim yok”, “çok yoğunum”, “fırsat bulamadım” gibi cümleleri sıkça kullanıyor. Oysa insanın en çok ihtiyacı olan şey, bir telefon kadar yakınında duran anne-babasının duasıdır. Bir mesaj kadar kısa sürede kazanılabilecek bir gönül vardır.
Şunu unutmamak gerekir ki; anne ve babalarımız, dedelerimiz ve ninelerimiz hayatımızdaki en kıymetli hazinelerdir. Onlar bizi büyütürken gecelerini gündüzlerine kattılar. Biz yürümeyi öğrenirken elimizden tuttular, konuşmayı öğrenirken kelimelerimizi sabırla dinlediler. Şimdi ise çoğu zaman sadece bir “nasılsın” dememizi bekliyorlar.
Ne yazık ki insan bazı şeylerin kıymetini çoğu zaman kaybettikten sonra anlıyor. İşte o zaman mazi dediğimiz o kapıya gidip çalmak istiyoruz. Ama o kapı artık sürgülenmiş oluyor.
Bu yüzden bayramlar bize büyük bir fırsat sunar. Anne-babanın elini öpmek, bir büyüğün gönlünü almak, bir dedenin hatıralarını dinlemek… Bunlar sadece gelenek değil; aynı zamanda insanın ruhunu besleyen değerlerdir.
Bir kıssadan bin nasihat almamız gerekir, menkıbedir şu şekilde ;
Anlatılır ki, bir genç bir gün büyük bir âlime gelerek şöyle der:
“Efendim, annem çok yaşlandı. Sürekli benimle konuşmak istiyor, bazen aynı şeyleri tekrar ediyor. İşlerim çok yoğun. Ona yeterince vakit ayıramıyorum. Ne yapmalıyım?”
Âlim gence şu soruyu sorar:
“Sen küçükken geceleri ağladığında annen ne yapardı?”
Genç cevap verir:
“Beni kucağına alır, saatlerce sallardı.”
Âlim tekrar sorar:
“Peki o zaman annen sana ‘çok yoğunum’ der miydi?”
Genç başını öne eğer ve sessizce “Hayır” der.
Bunun üzerine âlim şöyle der:
“Öyleyse şimdi sen de annenin çocukluğu olan yaşlılığını sabırla karşıla. Çünkü o senin çocukluğunu sabırla büyüttü.”
Genç o gün gözyaşları içinde annesinin yanına döner.
Bu menkıbe bize şunu hatırlatır: Anne-baba yaşlandığında aslında yeniden çocuk gibi olurlar. O dönemde onlara gösterilen sevgi ve sabır, insanın dünyada kazanabileceği en büyük hayırlardan biridir.
Bugün telefonlarımız elimizde. Bir tuşla dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyoruz. Ama bazen aynı şehirde yaşayan anne-babamızı aramayı erteliyoruz. Oysa bir gün gelecek, onları aramak isteyeceğiz fakat telefonun diğer ucunda cevap veren olmayacak.
İşte o gün, “Kapısı sürgülenmiş bir evdir mazi” sözünün anlamını çok daha iyi anlayacağız.
Ramazan’ın son günlerinde ve yaklaşan bayram vesilesiyle gelin bir karar verelim.
Anne-babamızı arayalım. Büyüklerimizin kapısını çalalım. Ellerini öpelim, gönüllerini alalım.
Çünkü bazı kapılar vardır ki, bugün açıktır…
Ama yarın sürgülenmiş olabilir.
Saygılarımla !!!