Kınayanın Kınamasından Korkmamak

17 Oca 2026 - 10:58 YAYINLANMA

İnsan, çoğu zaman farkında olmadan hayatını başkalarının bakışlarına göre ayarlar. Sözü tartar, hâlini gizler, adımını yavaşlatır. Çünkü kınanmak, insanın en eski korkularından biridir. Ayıplanmak, dışlanmak, yanlış anlaşılmak… Oysa hakikat yolu, çoğu zaman tam da bu korkunun üzerine yürümeyi gerektirir.

Kur’an-ı Kerîm’de Allah Teâlâ, gerçek müminleri anlatırken şöyle buyurur:

“Onlar Allah yolunda mücadele ederler ve kınayıcının kınamasından korkmazlar.”

(Mâide, 5/54)

Bu ayet, sadece bir övgü değildir; aynı zamanda bir ölçüdür. Çünkü kimin yolunun Allah’a çıktığı, kimin kalbinin insanlara bağlı olduğu burada açığa çıkar. Kalbi insanlara bağlı olan, onların sözünden korkar. Kalbi Hakk’a bağlı olan ise, kınamayı yolun bir parçası olarak görür.

Kınama Korkusu: Nefsin Gizli Bağı

Tasavvufa göre insanı yoldan alıkoyan en güçlü bağlardan biri, itibar korkusudur. Nefis, çoğu zaman açık günahlarla değil; “el âlem ne der?” sorusuyla konuşur. Bu yüzden sûfîler, kınama korkusunu nefsin en ince perdelerinden biri olarak görmüşlerdir.

Cüneyd-i Bağdâdî bu hâli şöyle ifade eder:

“Halkın sana yönelmesi de, senden yüz çevirmesi de birdir; eğer kalbin Allah ile ise.”

Bu söz, tasavvufun özünü taşır. Çünkü kul, kalbini halkın terazisine koyduğu sürece dengede duramaz. Bugün öven, yarın yerer. Bugün alkışlayan, yarın susar. Sûfî ise kalbini değişmeyene bağlamak ister.

Kur’an’da bu hakikat şöyle dile getirilir:

“Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”

(Ra’d, 13/28)

Kalbi huzura ermiş olan için kınama, sarsıcı bir fırtına değil; gelip geçen bir sestir.

Hallâc-ı Mansûr: Kınanmanın Zirvesi

İslam  tarihinin en ağır kınamalara uğrayan isimlerinden biri Hallâc-ı Mansûr’dur. Onun söylediği “Enel Hak” sözü, zahirde büyük bir suç olarak görülmüş; hakkında fetvalar verilmiş, sonunda canıyla bedel ödemiştir. Oysa Hallâc, bu sözü benlik iddiasıyla değil; benliğin yok oluşuyla söylemiştir.

Hallâc’ın darağacına giderken söylediği rivayet edilen şu söz, kınayanın kınamasından korkmayan ruhun özeti gibidir:

“Benim öldürülmem, âşık için bayramdır.”

Bu sözde bir meydan okuma değil; teslimiyet vardır. Hallâc, halkın ne dediğine değil, yaşadığı hakikate sadık kalmıştır. Tasavvuf, burada bize şunu öğretir: Hakikat bazen savunulmaz, yaşanır. Ve yaşayan, kınanmayı da göze alır.

Mevlânâ: Kınamaya Susarak Cevap Vermek

Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Şems-i Tebrizî ile olan dostluğu sebebiyle ağır eleştirilere ve kınamalara maruz kalmıştır. Halkın ve ilim çevrelerinin dili keskinleşmiş, Mevlânâ hakkında türlü sözler söylenmiştir. O ise bu kınamalara uzun cevaplar vermemiştir.

Mevlânâ şöyle der:

“Doğru yolda yürüyen, köpeklerin havlamasından rahatsız olmaz.”

Bu vecize, kınamanın yolun tabiatından olduğunu hatırlatır. Mevlânâ’ya göre hak yolunda pişmek, biraz da yanlış anlaşılmayı göze almaktır. Zira herkes aynı yerden bakmaz; herkes aynı derinliği görmez.

Yine onun şu sözü, kınama karşısındaki tavrı özetler:

“Sen yoluna bak; başkalarının ne dediğiyle oyalanırsan menzile varamazsın.”

Kimin Rızası?

Kişi kendine devamlı şu soruyu sorması gerekir“Ben bunu kimin için yapıyorum?” Eğer cevap insanlar ise, kınama kaçınılmaz bir korkuya dönüşür. Eğer cevap Allah ise, kınama anlamını yitirir.

Kur’an bu dengeyi şöyle kurar:

“Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.”

(Talâk, 65/3)

Allah yeterli olunca, insanların sözleri hükmünü kaybeder.

İmam Gazâlî bu hakikati şu sözle ifade eder:

“Halkın rızasını gözeterek Hakk’ı gücendiren, hem halkı hem Hakk’ı kaybeder.”

Kınayanın kınamasından korkmamak, sertlik değil; kalp olgunluğudur. İnsan, kalbini insanların dilinden çekip Allah’a teslim ettiğinde bu hâl doğar. Artık övgü de yergi de kalbin merkezinde değildir.

Merkezde yalnızca yön vardır.

Yön Hakk’a dönükse,

kınamalar susar,

yol konuşur.

Saygılarımla !!!!

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: