Boğazdaki Düğümler
“İplerdeki düğüm bir şekilde çözülür, asıl mesele boğazdakiler… Onları çözemedik işte…”
Hayatın yükü çoğu zaman omuzlarımızda değil, kelimelerimizin ucunda birikir. İplere atılan düğümler sabırla, emekle, biraz da ustalıkla çözülür. Karmaşık görünen bağlar, dikkatli parmakların arasında gevşer; her düğüm, kendine has bir yöntemle sonunda teslim olur. Çünkü ip dışarıdadır, gözümüzün önündedir. Sorun somuttur, çözüm aranır ve bulunur.
Fakat insanın boğazına düğümlenenler öyle değildir.
Söylenemeyen sözler vardır; zamanında dile getirilemeyen özürler, gecikmiş teşekkürler, içe atılmış kırgınlıklar… İnsan bazen bir cümleyi kuramadığı için yıllarca suskun kalır. O suskunluk büyür, ağırlaşır ve bir düğüm olur. Ne yutkunarak geçer, ne de cesaretle çözülür.
Boğazdaki düğüm; pişmanlığın, gururun, korkunun ve sevgisizliğin ortak eseridir. Bazen “keşke” olur takılır kalır, bazen “iyi ki” diyememenin hüznü… İnsan en çok da sevdiğine söyleyemediği sözlerde kaybeder kendini. Çünkü bazı kelimeler geç kalınca anlamını yitirir, bazı suskunluklar ise ömür boyu yankılanır.
Toplum olarak da böyledir hâlimiz. Yanlışları konuşmayız, doğruları savunamayız, kırgınlıkları onaramayız. İplerdeki düğümleri çözmek için bir araya geliriz ama gönüllerimizdeki ve boğazlarımızdaki düğümleri görmezden geliriz. Oysa gerçek çözüm, dilin cesaretinde ve kalbin samimiyetindedir.
Belki de mesele, düğümü çözmekten önce düğümü kabul etmektir. “Evet, boğazımda bir şey var” diyebilmek… İçimizde birikenleri incitmeden, kırmadan, dökmeden ifade edebilmek… Çünkü konuşulmayan her duygu, zamanla insanın içine çöker.
İplerdeki düğümler sabır ister; boğazdakiler ise yürek.
Ve insan, yüreğini açabildiği kadar hafifler.
Saygılarımla !!!
Düğüm düştü kelâmıma
Çözemedim hâlâ daha
Sustum kaldım dara dara
Yâr adını andım yine
Boğazımda ukde kaldı
Nice sözler içe daldı
Hakk’a sığındım el açtım
Habiloğlu Çöz düğümü