Sıra Bize Geldi

15 Ağu 2026 - 16:49 YAYINLANMA

Bir türbenin duvarında dört mısra…

 

Aradan sekiz asır geçmiş.

 

Sultan gitmiş.

 

Devlet değişmiş.

 

Şehirler değişmiş.

 

Diller değişmiş.

 

İnsanların kıyafetleri, evleri, ulaşım araçları, hayat biçimleri değişmiş.

 

Ama o dört mısra hâlâ yerinde duruyor:

 

“Biz dünyadan geçip gittik

Sıkıntıyı da rahatı da görüp gittik

Artık sıra size gelmiştir

Biz nöbetimizi savıp gittik.”

 

İnsan bazen bir şiirin karşısında durur ve kendi hayatını görür.

 

İşte bu şiir de öyle.

 

Çünkü sıra gerçekten bize geldi

 

Bizden önce yaşayanlar dünyayı bize bıraktı.

 

Dedelerimiz toprağı sürdü.

 

Babalarımız ev yaptı.

 

Annelerimiz sofrayı kurdu.

 

Birileri okul yaptı.

 

Birileri yol yaptı.

 

Birileri köprü kurdu.

 

Birileri kitap yazdı.

 

Birileri türbe, cami, medrese, hastane bıraktı.

 

Birileri de sadece güzel bir insan olarak yaşadı.

 

Sonra hepsi gitti.

 

Şimdi sıra bizde.

 

Ama nedense bunu unutuyoruz.

 

Sanki dünya hep bizimmiş gibi davranıyoruz.

 

Sanki makamlar bizimle başlayıp bizimle bitecekmiş gibi…

 

Sanki para bizimle birlikte mezara girecekmiş gibi…

 

Sanki gençlik hiç geçmeyecekmiş gibi…

 

Sanki kırdığımız insanlarla bir gün mutlaka yeniden konuşacakmışız gibi…

 

Oysa hayatın en büyük gerçeği çok basit:

 

Hiçbirimiz burada kalıcı değiliz.

 

Bugünün insanının hastalığı

 

Bugün çağımızın en büyük hastalıklarından biri, her şeyi sahiplenmek.

 

Ev bizim.

 

Araba bizim.

 

Makam bizim.

 

Şirket bizim.

 

Koltuk bizim.

 

Şöhret bizim.

 

Takipçi bizim.

 

Telefon bizim.

 

Hatta bazen insanları bile “bizim” sanıyoruz.

 

Eşimiz bizim.

 

Çocuğumuz bizim.

 

Dostumuz bizim.

 

Oysa insan insana sahip olmaz.

 

İnsan sadece birbirine emanet olur.

 

Tıpkı makam gibi.

 

Tıpkı hayat gibi.

 

Tıpkı dünya gibi…

 

Keykâvus’un şiiri işte tam burada bugünün insanının karşısına çıkıyor.

 

“Artık sıra size gelmiştir.”

 

Ne kadar sade.

 

Ne kadar ağır.

 

Ne kadar güncel.

 

Bugün siyasetçiye de söylüyor

 

“Artık sıra size gelmiştir.”

 

Bu sözü yalnızca ölüm üzerinden okumak eksik olur.

 

Bugün bu söz, makam sahiplerine de söylenmeli.

 

Bir koltuğa oturan herkes bilmeli ki o koltuk kendisinin değildir.

 

Bir gün kalkacaktır.

 

Bir kurumun başına geçen bilmeli ki o kurum ondan önce de vardı, ondan sonra da var olacaktır.

 

Bir belediye başkanı bilmeli.

 

Bir milletvekili bilmeli.

 

Bir bürokrat bilmeli.

 

Bir patron bilmeli.

 

Bir gazeteci bilmeli.

 

Bir kanaat önderi bilmeli.

 

Çünkü makamın gerçek sahibi makamın kendisidir.

 

İnsan sadece bir süreliğine o makamda nöbet tutar.

 

Ve vakti geldiğinde nöbeti başka birine devreder.

 

Asıl mesele de budur:

 

Nöbeti nasıl devrettiğin.

 

Ardında kavga mı bıraktın?

 

Kırgınlık mı?

 

Borç mu?

 

Adaletsizlik mi?

 

Yoksa güzel bir hatıra mı?

 

Sosyal medyanın da bir nöbeti var

 

Bugün herkes konuşuyor.

 

Herkes görünür olmak istiyor.

 

Herkes haklı.

 

Herkes uzman.

 

Herkes birbirine cevap yetiştiriyor.

 

Bir söz yazılıyor, bin kişi kızıyor.

 

Bir fotoğraf paylaşılıyor, insanlar birbirinin hayatını kıyaslıyor.

 

Bir insanın bütün ömrü birkaç saniyelik görüntülere sığdırılıyor.

 

Fakat sosyal medya bize garip bir yanılsama yaşatıyor:

 

Sanki hep burada kalacakmışız gibi.

 

Oysa insanın dijital izi bile bir gün sessizleşiyor.

 

Bugün milyonların konuştuğu isimler, yarın birkaç kişinin hatırladığı isimlere dönüşebiliyor.

 

Demek ki mesele ne kadar göründüğümüz değil.

 

Nasıl hatırlandığımız.

 

“Renc-i râhat…”

 

Şiirin ikinci mısrası da bugünün insanına çok şey söylüyor:

 

“Sıkıntıyı da rahatı da görüp gittik.”

 

Hayatın tamamını rahat geçirmek mümkün değil.

 

Ama hayatın tamamını sıkıntıyla geçirmek de mümkün değil.

 

Bugün derdi olan yarın rahatlayabilir.

 

Bugün rahat olan yarın sınanabilir.

 

Hayat böyle.

 

Bir gün bahar.

 

Bir gün kış.

 

Bir gün sofra.

 

Bir gün gurbet.

 

Bir gün kalabalık.

 

Bir gün yalnızlık.

 

İnsana düşen, hiçbir hâli sonsuz sanmamak.

 

Çünkü sıkıntı da geçiyor.

 

Rahatlık da…

 

Asıl zenginlik

 

Bence Keykâvus’un şiirini bugün yeniden okumamızın sebebi tam da burada.

 

Bize “Daha çok biriktirin” demiyor.

 

“Daha çok görün” demiyor.

 

“Daha çok güç sahibi olun” demiyor.

 

Tam tersine, bütün bunların geçici olduğunu hatırlatıyor.

 

Öyleyse insan kendisine şu soruyu sormalı:

 

Benim nöbetim bittiğinde arkamda ne kalacak?

 

Bir ev mi?

 

Bir banka hesabı mı?

 

Bir makam mı?

 

Bir unvan mı?

 

Yoksa insanların gönlünde iyi bir insanın hatırası mı?

 

Çünkü insanın gerçek mirası, kasasında bıraktığı değil, insanların kalbinde bıraktığıdır.

 

Bir gün bizim için de “gitti” diyecekler

 

Bunu hepimiz biliyoruz ama günlük hayatın telaşında unutuyoruz.

 

Bir gün bizim için de:

 

“Vardı.”

 

diyecekler.

 

Sonra:

 

“İyi insandı.”

 

veya:

 

“Keşke…”

 

diyecekler.

 

Belki de insanın bütün hayatı bu iki cümle arasında geçiyor.

 

“İyi ki vardı.”

 

veya

 

“Keşke biraz daha iyi yaşasaydı.”

 

I. İzzeddin Keykâvus’un şiiri, yüzyılların ötesinden bugüne bir gazete köşesi gibi geliyor.

 

Sanki bugün yazılmış.

 

Sanki bugünün makam sahiplerine, bugünün zenginlerine, bugünün yorgunlarına, bugünün öfkeli insanlarına söylüyor:

 

“Biz dünyadan geçip gittik.”

 

“Sıkıntıyı da rahatı da gördük.”

 

“Şimdi sıra sizde.”

 

Ve belki bu dört mısradan çıkarılacak en büyük ders şudur:

 

Hayat bize ait bir mülk değil, bize verilmiş bir nöbettir.

 

Önemli olan nöbetin ne kadar uzun sürdüğü değil;

 

nöbet bittiğinde emaneti nasıl teslim ettiğimizdir.

 

Bir gün biz de gideceğiz.

 

O gün geride ne bıraktığımızı başkaları söyleyecek.

 

İşte insan, daha hayattayken o cümleyi düşünmeli.

Çünkü…

Bizden önce sıra başkalarındaydı.

Şimdi sıra bizde.

Sonra sıra başkalarına gelecek.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: