BİZ BÖYLE ÇÜRÜDÜK…

12 Ara 2025 - 00:17 YAYINLANMA

Toplum denen o ince nakış, bir anda sökülmez; ilmik ilmik gevşer, renkleri solar, dokusu zayıflar. Biz de yıllarca bazı sözleri dilimizin ucunda taşıdık; fakat fark etmeden kendi ruhumuza, kendi ahlakımıza zehir kattık.

 

“Bal tutan parmağını yalar” dedik; helâlin üzerine gölge düştü.

“Devletin malı deniz, yemeyen domuz” dedik; ortak değerlerimizi hoyratça yağmaladık.

“Yemeyenin malını yerler” diye mırıldandık; alın terine ihanet ettik.

“At binenin, kılıç kuşananın” dedik; zoru güç bildik, gücü hak.

“Kol kırılır yen içinde kalır” diyerek karanlığı koruduk, kötülüğe sessizliği zırh yaptık.

“Söz gümüşse sükût altındır” dedik; suskunluğumuzu erdem sanıp yalancıya kürsü bıraktık.

“Komşuda pişer bize de düşer” diyerek alın terine değil, hazır lokmaya meylettik.

“Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” diyerek menfaat uğruna vakarımızı yitirdik.

“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diyerek gerçeğin sesini kendimiz susturduk.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek dayanışmanın yerine bencilliği koyduk.

“Üzümünü ye bağını sorma” diyerek harama göz kırptık.

“Köprüden geçene kadar ayıya dayı de” diyerek eğilip bükülmeyi akıl sandık.

 

Ve sonra…

Toplum niçin bozuldu diye kendi kendimize hüzünlü türküler söyledik.

Oysa cevabı rüzgâr gibi yüzümüze vuruyor:

Biz bozduk. Biz çürüttük.

 

Unutuyoruz…

Kültür, gelenek, örf…

Bunlar sadece kelimeler değildir; bir milletin vicdanı, hafızası, iç sesi, susunca dahi konuşan hukukudur. Bu ses çatladığında, ne sokaklar huzur bulur ne gönüller.

 

Derler ki: “Hasta tavuktan sağlıklı yumurta çıkmaz.”

Biz sözlerimizi hasta ettik, değerlerimizi yorduğumuz hâlde hâlâ onlardan sağlam bir toplum bekliyoruz.

 

Oysa bir ülke, önce dilinde başlayan çürümeyi durdurmadan kendini onaramaz.

Ve bilmeliyiz:

Toplumu zehirleyen bizsek, onu iyileştirecek olan da yine biz olacağız.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: