ÇELİK VE BARUTUN AZİM KARŞISINDA SINAVI: ÇANAKKALE
Eğitimcinin öğrencilerine günü, yaşanmışlıkları, geçmişten geleceğe yorumlayıp düşünme, sorgulama ve bir senteze vardırma konusunda, diğer bir ifadeyle analitik düşünme ile çıkarımlar yaptırma çabaları, başarıya ulaşmada önemli bir unsurdur.
Eğtimcilik yaşamımda en büyük haz duyduğum günlerden biri 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi günleridir. Anılacak, kutlanacak gün ve haftaların hepsinin önemi vardır ancak bu günün bende bıraktığı etki bir başkadır. Branşım itibarı ile yöneticiliğim dışında öğretmenlik zamanlarımda ve çalıştığım okullarda bu görev çoğunlukla bana verilirdi. Ayrıca ilk görev yerimin Çanakkale olması, her köşesini öğrenme arzum, gezmem, hakkında kitaplar, broşürler, dergiler ve o bölgenin bu savaşlarda bulunmuş büyüklerinden dinledikleri savaş anılarını aktaran oğulları, torunları ile söyleşilerim bu konuda dağarcığımı genişletmişti Bunları öğrencilerime aktarmak ve vatanın kutsallığı ve özgürlüğümüzün buna bağlı olduğu bilincini vermemiz gerekiyordu. İlk zamanlarda biraz da duygusallıkla anlatılanların naklinde olağanüstülüklerin, abartıların pek fazla farkına varmadan Çanakkale Ruhu budur, şeklinde anlatılarımızın binlerce şehidimize haksızlık olacağının farkına kısa sürede varıp yerinde gezilerle gerçekleri öğrencilerimizle buluşturma fırsatı buldum..
Her köşesi bir şehitlik, her karış toprağında kaybolmamış barut kokusu, toprağı eşelediğinizde çıkan şarapnal parçaları, göğüs göğüse çarpışan, kemikleri birbirine kenetlenmiş, birinin boynunda muska, diğerinde haç olan, adeta koyun koyuna yatan asker mezarları, siperlerin yakınlığı, 276 kilogramlık mermi, azmin ve inancın imkânsızlığı yenişi, öleceğini bile bile aynı ruh ve imanla vatan savunması yapan Mehmetçik ve “Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum, biz ölünceye kadar geçecek sürede yerimize gelecekler olacaktır.” diyen komutanların inanç ve imanları, dünyanın en büyük donanması, teknolojinin tüm olanaklarını kullanan bir kuvvet ve buna karşı Boğaz’ı batırılan gemi mezarlığına çeviren Nusret Mayın Gemisi, onun kahraman komutan ve erleri, inancın zaferi… Bunları dile getirmek ve gelecek kuşaklara bu ruhu anlatmak, yerinde tanıtmaktan daha önemli bir görev olabilir miydi? Bunu yapmanın verdiği gönül huzuru, son nefesimize kadar bu göreve yapma gayreti içerisinde olacağımıza dair inancımız en büyük güvencemiz.
Bir eğitimcinin öğrencilerine vermek zorunda olduğu Çanakkale Ruhu’nu yine bir öğretmen arkadaşımızın ( Seval EROĞLU) kendi anlatımı ile sizleri buluşturuyorum:
“Çanakkale’yi Çanakkale yapan gelenler değil! Onlar 1071’den beri geliyorlar. Bin yıldır bu milleti bu topraklardan atmak için geliyorlar. Bu sefer top yekûn geldiler. Çanakkale’yi Çanakkale yapan gelenler değil, onları karşılayan asil ruhtur. O öyle bir ruhtur ki, çelik ve barut; inancın, imanın, azmin karşısında yenik düşmüştür. Bu öyle bir ruhtur ki çocuklar, ben esir kalmaktansa ölmeyi yeğlerim, diyen insanların ruhudur. Davaları büyüktü, vatan davasıydı çünkü. Şimdi soruyorum size. Vatan ne demek? Üzerine bastığınız kara toprak mı? Ya da sınıflarınızda sınırları çizilmiş harita parçaları mı? Hayır! Ben diyorum ki birileri, bizden önce giden birileri o coğrafya parçasını vatan yaptılar. Coğrafya parçası başka bir şeydir ama toprak, kanla yoğrulmuşsa ve canla ödenmişse bedeli, artık adı vatandır. Vatan özgürlük, hürriyet vatan. Her gün eve gidiyorsunuz buradan, çıkıyorsunuz özgürce çantanız sırtınızda, bir taşa vuruyorsunuz ayağınızı, ıslık çalıyorsunuz belki. Şakalaşıyorsunuz arkadaşlarınızla. Kimse önünüze çıkıp dur, yürüme bu yoldan demiyor. Sonra evinize varıyorsunuz, ne rahat! Başımızı sokacak bir yerimiz olsun başka bir şey istemem. Diyorum ki vatanımın evidir vatan. Ben özgürlük istiyorum. Bu bayrağın altında konuşuyorsam eğer şu an, hepiniz rahat nefes alıyorsanız şu an, Unutmayın gençler! Birileri nefesini kaybettiği için bu özgürlüğü yaşıyoruz şu an! Ve o yüzden, o yüzden, nerden geldiğimizi, ne yapmak istediğimizi iyi bilmemiz gerekir, diyorum. Döndüler diyorum. Çanakkale öyle bir yer ki yokluk, varlığı yenmiştir. Maneviyat, maddiyatı yenmiştir. Özgürlük, esareti yenmiştir ve zincirlerini kırmıştır. Ve o gidenler, o yüz binler, canlarını düşünmeden bu toprağa veren yüzbinler! Yüce Allah diyor ki onlara ölüler demeyin, onlar diridirler. Ve ben diyorum ki onlar şu an bizi dinliyorlar, buradalar, yanımızdalar. Onların taşıdığı asil ruh bizim damarlarımızda, şu an onun kıpırdanışlarını hissediyoruz. Onlara ölü demeyiniz. Malazgirt, Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar, Güneydoğu şehitleri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk… Hepsi buradalar. Mekânları cennet olsun. Hepsine selam olsun. Ruhları şâd olsun.
Gelecek kuşaklara Türk’ün azmini, vatan sevgini, millet sevgisini aileden başlayarak okullarımızda, her alanda vermek zorundayız. Çünkü başka vatanımız yok. Bu vesileyle Başta Gazi Mustafa Kemal Olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.
Kadir COŞKUN
18 Mart 2026 Sivas