KİMLİKLER KAŞINARAK SORUNLAR ÇÖZÜLEMEZ!
Öncelikle Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu üniter yapıdaki devletimize ve onun Anayasa'sına bağlılığım gereği aslî unsur olarak Türk milleti dışında hiçbir etnik kimlikten bahsetmeyeceğim.
Son birkaç gündür ülkemiz ve etrafında ilginç gelişmeler yaşanmakta, Bayrak indirme cüreti, sınır ihlalleri, ABD'nin önce İŞİD'le mücadele adı altında desteklediği, eğittiği, donattığı Kuzey Suriye oluşumuna olan desteğini çekip bu bölgelerin Şam yönetimine bırakılmasını sağlayan açıklamalar ve çok kısa bir süre içinde o güçlendirilen ve donatıldığı söylenen PKK/PYD/SDG'nin doğru düzgün karşılık veremeden bölgeyi terketmeye başlaması, kaçarken tek yapabildiği İŞİD'li mahkumları serbest bırakması ABD nezdinde itibarının şimdilik kaybolmasına sebebiyet vermiştir. Böylece SDG'nin de içi boş bir oluşum olduğunu görülmüştür.
Hiçbir devlet, bir başkasına durup dururken devlet kurdurmaz. Kullanmak ve kendi amaçlarına hizmet ettirmek için yapar. İran üzerindeki emelleri ve Türkiye'ye ihtiyacı olması nedeniyle hem Türkiye'yi kaybetmemek hem de bölgesel dengeleri yerine getirmek amacıyla böyle bir yola başvurmuş olabilir.
Türkiye olarak bu imkânı fırsata çevirip terörün kökünün kazınıp atılması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.
Aynı zamanda kontrolü altındaki bölgeleri kesinlikle terk etmemeli ve orada hep üçüncü dördüncü plana atılan Türkmenlerin geleceğini garanti altına alacak girişimleri gecikmeden yapmalıdır.
İçerde ise en büyük sıkıntı sorunun adının net olarak konulamaması.
Hem iktidar, hem muhalefet ve iktidara destek olan siyasi oluşumlar ağız birliği yapmışcasına aynı şeyi söylüyorlar:
".... sorunu var, biz çözeriz, biz çözeceğiz." gibi sözler havada uçuşmakta. En acısı da Cumhuriyeti kuran Parti ve iktidara destek olan parti -ki bu bir adım ileride- her uzatılan mikrofona bunu söylüyorlar.
"...... bizim kardeşlerimiz. PKK/PYD/SDG onları temsil edemez. DEM başka, bu kardeşlerimiz başka." Şimdi soruyoruz, milyonlarca oyu DEM'e uzaydan gelenler mi verdi? Tabi bu kardeşlerimiz verdi. Önce oy uğruna veya başka sebeplerle etnik kimlikler kaşındı, istismar edildi, haklarınız engelleniyor, eziliyorsunuz... diyerek ilmek ilmek işlendi, TV'leri kuruldu ve bugünlere gelindi.
Dünyanın neresinde bir millet egemenliğini ve dilini başkalarıyla paylaşır? Bunların hepsi Aziz Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan halka Türk milleti denir." prensibine sahip çıkamadık ve küçük hesaplar peşinde koşarak hayata geçiremedik.
Sorun olduğu belirtilenlerin geçmişine bir bakalım:
Anadolu'ya sonradan tekrar geldiğimiz 11. yüzyılda bunlar bizlerle mi, hayır. Tarihî kaynakların ortaya koyduğu Mezepotamya'nın Güneyi ve İran'ın iç Güney Batı bölgelerinde görülen ve bulundukları topluma ve daha sonra bizlere hiçbir katma değeri olmayan, isyankâr, üretmeyen (inkâr etmeyelim nüfus artişında ilerideler!) hazıra konan bir grup olarak görüyoruz. 16. yüz yılda yine bir Türk hakanı, Yavuz Sultan Selim'in teşvikleri ile Anadolu'da (Çaldıran), Güneyimizde (Mercidabık, Ridaniye) Türkmen kıyımını yaşatıp Anadolu'nun yanlış Ümmet anlayışı ile kısmen Türksüzleştirilmesine sebep olmuş, sonraki dönemlerde de hep problem olmuştur.
Sayısız isyanlar Musul ve Kerkük gibi kaybedilen topraklar günümüzde de bilinçli bir şekilde emperyal güçlerin girişimiyle güneyden, doğudan ve dünyanın her yöresinden akın akın gelen kontrolsüz göçle ülkemizi bir göçmen cennetine dönüştürmüştür. İşin ilginci Batı, göstermelik de olsa bunlardan sadece kalifiye (işe yarar) olanları alıp bizlere neleri bıraktıklarını hepimiz görüyoruz. Endişelenmemek mümkün mü?
Şimdi .... sorunu var diyen siyasilerin şunlara açıklık getirmesini istiyoruz:
1. Türkçe dışında bir dil resmileşecek mi?
2. Etnik kimlikler tanınıp ülkenin ve kutsal vatan toprağının bir bölümü sonu ayrılmaya gidecek bir yapıya mı dönüştürülecek?
Evet, Bu soruların cevaplarını bekliyoruz.
Ülkemizi oluşturan 86 milyonun tamamı anayasa güvencesinde onurlu Türk vatandaşıdır. Aklımızı kullanıp Türkiye'de .... sorunu vardır dediğinizde ülkeyi bölünmeye götürürsünüz. Dolayısıyla ülkemizde .... sorunu değil, arkasında yabancı güçlerin olduğu, ihtiyacları olduğunda desteklediği, ihtiyacı bittiğinde kapının önüne koydukları terör sorunu vardır.
Şivan Perver'in ağlayarak "Bizi satma, ortada koyma Amerika!" diyerek ağladığı görüntüler her zaman kaçınılmaz olur. Şivan Perver üzülmesin. ilerde ABD'nin kullanmak isteyeceği günler olabilir.
Gelişmelere ihtiyatla yaklaşmak, bu ortamda terörü bir daha başını kaldıramayacak hale getirmek ve ileride İsrail'in bu bölgedeki emellerini göz ardı etmeden uyanık olmamız gerekir.
ABD şimdilik Kuzey Suriye'deki oluşumu dondurup görevi Şam'a verdi. Unutulmamalı ki hem Şam'ın hem de PKK/PYD/SDG'nin ipleri ABD'nin ellerinde. İran sorununu çözene kadar şimdilik kendileri için en uygununu ortaya koydular, her an her şey değişebilir.
Unutulmamalı ki kimlik üzerinden siyaset yapmak iyi niyetle de olsa bölünmeye kapı aralar. Hiçbir millet buna müsade etmemiştir. Biz de etmemeliyiz.
İnsanımızı bağımsız bir çigide ekonomik, sosyal ve kültürel yönde geliştirmek terör sorununu çözecektir.
Bilinsin ki egemenliğimizi ve dilimizi kimseyle paylaşmayacağız