Dik Duranların Yolu
Dava adamı olmak, kalabalıklara yaslanmak değil; gerekirse yalnız kalmayı göze alarak hakikatin yanında durabilmektir.
Dava adamı olmak, toplumun hâkim değer yargılarına rağmen inandıklarından vazgeçmemeyi gerektirir. Kınayanların kınamasına aldırmadan, kalabalıkların yönüne değil vicdanın pusulasına bakabilmektir bu. Alkışa göre yön değiştirmeyen, rüzgâra göre saf tutmayan bir duruştur.
Düzenin ürettiği kalıplara sığmasa da, yalnız kalacağını bilse de, doğru bildiğini söylemeyi ve doğru bildiği gibi yaşamayı göze almaktır. Çünkü dava adamı, karşı durduğu düzenin içinde inşa etmek istediği nizamın bedelini en başından hesap eder.
Riskleri bilir; dışlanmayı, baskıyı, hatta zulmü öngörür. Buna rağmen geri durmaz. Çileye hazırdır. Zira hakikat, konforla değil bedelle taşınır.
Ne var ki herkes bu yolun insanı değildir. Yürümeleri gereken yolda, yol arkadaşlarına tekme atıp yola yatanlar; davası için değil, kendi çıkarı için yola çıkanlardır. Nokta kadar menfaat uğruna virgül gibi eğilenler, günü geldiğinde kullara kulluk etmek için sıraya girenlerdir. Böylelerinden heva adamı çıkar; dava adamı değil.
Dava adamı yolunu satmaz, yol arkadaşını harcamaz. Zor zamanlarda saf değiştirerek değil, zor zamanda safını koruyarak yürür. Çünkü bilir ki dava, eğilerek değil; dik durarak taşınır.