Rüzgâr ve Rota
İnsan, bazen bir gemiye benzer. Limandan ayrılırken niyeti vardır, ufka bakarken hayali… Ama yol uzadıkça, deniz sertleştikçe ve rüzgâr yön değiştirdikçe, asıl mesele ortaya çıkar: Rüzgâr mı belirleyecek rotayı, yoksa insan mı?
Rüzgârın yelkenlerini doldurmasını bekleyen kadırgalar vardır. Onlar için beklemek bir tercihtir. Ne kürek çekerler ne de pusulaya bakarlar. Rüzgâr neresinden eserse, orada mevzi alır, oraya doğru yol alırlar. Çünkü sabit bir yön, net bir duruş zahmet ister. İlke taşımak yük, sorumluluk ise risk demektir.
Bu gemiler için önemli olan varmak değil, sürüklenmektir. Dün başka bir kıyıya yakın olanlar, bugün başka bir limanda görünür. Dün söyledikleriyle bugün durdukları yer arasındaki mesafe, bazen bir fırtınadan daha geniştir. Ama yine de rahattırlar; çünkü rüzgârı suçlamak her zaman mümkündür.
Oysa insanı insan yapan, rüzgârın yönü değil, fırtınaya rağmen tuttuğu rotadır. Pusula, tam da rüzgârın kararsızlaştığı anlarda anlam kazanır. İlke, dalga yükseldiğinde sınanır; inanç, fırtına çıktığında kendini belli eder. Sakin denizde herkes kaptandır.
Rüzgâra göre şekil alanlar, çoğu zaman kalabalıkların arasına karışır; ama iz bırakmazlar. Çünkü iz, dirençle oluşur. Tarih, savrulanları değil; rüzgâra karşı duranları hatırlar. Kıyıya ulaşan çoktur, ama hangi bedelle ulaştığı unutulmaz.
Sonunda anlarız ki; rüzgârı beklemek kolay, rota çizmek zordur. Kadırgalar rüzgârla gider; ama irade, kürek çekmeyi göze alanların işidir.
Ve bazı yolculuklar vardır ki, rüzgâr hiç esmese bile devam eder.