Bugun...


Muharrem KIZILKAYA

facebook-paylas
İzin gözlemlerim
Tarih: 08-10-2021 15:03:00 Güncelleme: 08-10-2021 15:03:00


İzin gözlemlerim

 

50 yıldan beri ülkeme her geldiğimde hem kendim hem de aile bireylerimiz bir bayram havasında yaşarız bu duyguyu,

bu yıl ise hayatımda ilk defa  kendimi

‘’ istenmez ’’  hissettim.

1970’li yıllarda izine geldiğimiz zaman bırakın akrabaları dargın, küs olan  komşular hatta komşu köylerden dahi hoş geldiniz ziyaretleri yapılır, sabahlara kadar sohbetler edilir, yemekler yenir ve ikramlar sunulurdu.

Bizlerin - gurbetçilerin -  toplumda bir itibarı vardı.

 

Ülkemizde bu süreç 2010’lu yıllara kadar sürdü diyebiliriz.

Memleketimizin o dönemlerinde bir orta sınıf vardı.

Sosyal paylaşım makası bugünki kadar açık değildi.

 

Türkiye’ye geldiğimde dikkatimi çeken iki husus oldu. Bunlardan birincisi şu şeklide kısaca anlatayım ;

 

 

İstanbul Kartal Sanayii bölgesinde berberde şöyle bir muhabbet içerisinde buldum kendimi.

Traş olan genç delikanlı halasının Frankfurt’tan izine geldiğini.

İzine geldikleri arabanın markasını modelini, kaç beygir, ne kadar yakıtı olduğunu fiyatını euro üzerinde çarpıp toplayıp Türk Lirası karşılığını söylüyordu.

O kadar araba ile detayla anlatıyordu ki ; sahibinin o ayrıntıları bilmesi az bir ihtimaldi.

 

Çok fütursuzca, havalı, kibir, herkesi alçak görür, küçümser bir şekilde para harcıyor

diye şikayet ediyor ve ekliyor.

Halasının bir fabrikada paketçi olarak çalıştığını oradan çıkıp ikinci bir iş olarak Frankfurt havaalanında çalıştığını ve tuvalet temizlediğini anlatıyor.

Ardından da havalı bir biçimde dolaştıklarına bakmamız gerektiğini anlatıyor.

Almanya’da aldığı maaşla Türkiye’de aldığı maaşın 15 bin lira olduğunu söyleyip tuvalet temizlediğini unuttuğunu da altını çize çize söylüyor.  Asıl maksadını ise daha sonra anlıyoruz.

 

Küfür ederek onda bu kadar parayı yiyecek ne göz var ne yürek.

Yaşı gelmiş 70’e eli ayağı tutmuyor, dişi kesmiyor diye sitem edip.

Bize verse ne olur biz yeriz harcarız ihtiyacımı var sanki demeye getiriyor.

 

Türkiye’de emeğe, alın terine, helalinden kazanmaya saygı kalmamış herkes kısa yoldan zengin olma peşinde.

Alın teriyle ve onurlu, şerefli çalışanlar toplumda  gerizekalı, aptal, anlamaz, bilmez, saf, küçük görüyorlar.

Bütün her şeyin değeri para ile ölçülür bir hal almış.

Ne kadar paran varsa o kadar haysiyet, o kadar onur, o kadar itibarın var.

 

İkinci olayı ise ben  tamamen Aziz Nesin’lik görüyorum.

Vakit namazını kılmak için mahallemdeki diyanete bağlı bir camiye gittim.

Hoca namaz öncesi sohbet ediyordu.

Sohbetinde bir gurbetçinin kendisine geldiğini anlatıyordu.

Gurbetçi soruyor :

                ⁃              Hocam ben uzun zamandır gurbette, Almanya’da yaşıyorum.

Bizim Türkiye’de anne, baba, amca, dayı, kalmadı hepsi vefat etti.

Başımızda aklı başında kimse yok, 3 kardeşiz, tek Almanya’da benim.

Yaşımız ilerledi ölümlü dünya çocuklarımız ileride mal mülk yüzünden kavga edip, ihtilafa düşmesinler.

Sen büyüğümüz ve mahallemizin imamı olarak yanımızda ol bu dünyalık mallarımızı adaletli olarak paylaştır diye bana rica etti.

 

Ben de aileyi tanıdığım için dedim ki  Almancıya “ bak hacı amca diğer iki kardeşinin ekonomik durumları çok iyi değil.

Senin Allah’a şükür her şeyin var, apartmanlar, dükkanlar, yazlığın, çocukların kurtulmuş.

Gavuru yedin yedin yetmedi mi ?

doymadın mı ?

Sen haktan adaletten paylaşmaktan bahsetme ver hepsini kardeşlerine dedim.’’ diye anlatıyor.

 

Türkiye’dekilerin bir çoğu aynı düşünüyor mal mülk paylaşmaya gelince.

Ne ihtiyacın var doymadın mı ?

Memlekette vahşi bir kapitalizm oluşmuş.

Yıllardır burayı niçin satıyorsunuz bu tesisleri ecdadımızın alın teri emeği var deyince zarar ediyor para kazanır hale getireceğiz dediler.

Limanları yabancılara satmayın deyince alıp götürecekler mi ? dediler

 

İktidar AKP son 20 yılda bütün fabrikaları sattı.

Yetmedi insanı değerleri, Cumhuriyet ilkeleri, devlet kurumlarını ekseninden koparıp attılar.

AKP ile birlikte Cumhuriyet kazanımlarını hem ekonomik hem manevi bir miras yer gibi hoyratça yedi bitirdiler.

 

Miras bitip yol görününce gurbetçilerin malları kaldı yemedik.

Geldiğimiz günden itibaren hal hatır sormadan sorulan tek soru ne zaman dönüyorsunuz ?

Bu açıkça gurbetçilerin istenmediği, gelişlerinden rahatsız olunduğunun ifadesi.

Gurbetçilerin ciddi bir anlamda kıskanıldığı başta söylediğim ekonomik makasın büyüdüğünün göstergesi.

Fakat bir dostum şöyle demişti:

AK partiyi çok sıkı bir şekilde savunan  gurbetçiler bu kadar haksızlığı, yolsuzluğu, sefilliği, yoksulluğu görünce Almanya’ya dönünce CHP ağzı ile konuşuyorlar diyor.

 

Hani ilk gün geldiğimiz gün soruyordunuz ya ?

“ dönüş ne zaman diye “ şimdi gidiyoruz diyemedik, çünkü ayrılık zor, ayrılık hüzündür kimseye görünmeden döndük geldik rahat olun.

 

 

Biz geldik, yeterki siz mutlu olun !

Avrupa’daki yabancı düşmanlığını biliyorduk, lakin vatanımızda ki

“ Gurbetçi “ düşmanları ile yeni tanışıyoruz.

 

 

Unutmayın :

Her şeyimizi alabilirsiniz lakin vatan sevdamızı asla çünkü bizim köklerimiz o topraklarda biz oraya aitiz yine geleceğiz !

 

Biz gurbetçiler tabiri caizse hem yaşadığımız ülkeyi  seviyoruz hem de ülkemiz Türkiye’yi …

 

Gurbetçilerin gönülleri yürekleri o kadar geniş ki hem annelerini ! hem de eşlerini !   severler.

 

Muharrem Kızılkaya

m.kizilkaya@web.de

Almanya Köln



Bu yazı 707 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
nöbetçi eczaneler
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


YUKARI