68 GENÇLİĞİ
ABD Emperyalizminin yayılmacı politikaları karşısında, Vietnam halkının direnciyle yenildiğinin dünyaca anlaşıldığı bir dönemdir. Fransa'da başlayan gençlik eylemleri, en çok da bu eylemlerin etkisi ile ikinci Dünya savaşı sonrası doğanların bir yanı ile de öncesi mirası reddederek, diğer bir yanı ile de kuşaklar arasında doğan savaş boşluğunu doldurmak. Atlantik ve Pasifik üzerindeki ABD hegemonyasına karşı çıkmak. Demokratikleşme istekleri hevesleriyle bir çığ gibi büyümüştür.
Tüm bu gelişmelerin Türkiye’yi etkilememesi düşünülemez. 1961 Anayasası ile birlikte sağlanan özgürlük ortamı, hem kitlelerde hem de gençlikte bir güven doğurmuştu. Türkiye İşçi Partisi’nin 15 Vekil ile girdiği mecliste kısa sürede başat muhalefete dönüşmesi bilgi birikimin değerini artırması, bütün dayanağı hamaset olan eski siyasetin kalkanlarına bilimsel ve sınıfsal bakış açısı ağırlık kazandı.
Üretim, tüketim, gelir dağılımı, kredi, borç, IMF, Dünya bankası, sosyal güvenlik, sendika, Kapitalizm, Amerikan üsleri ve daha birçok çağdaş ve yeni sözcüklerden oluşan bombardıman karşısında tutunamaz hale gelmişti. Türkiye sağı da, solu da, ilk kez hiç bilmediği terimler ile karşılaşmıştı.
Merkez sağ Sünni kanattan gelen gençlik bu ortam içerisinde, dinsel, milliyetçilik siyasetine bürünmüş ve muhafazakâr söylemlere sığınmıştır. Merkez sol Alevi kanattan gelen gençlik, çağdaş ve sınıfsal söylemlere sığınmıştır. Bu her iki kesimin de sınıfları ve kurumları oluşmuş veya diktasını kurmuş ülkelerin şablonlarını, hiçbirine uymayan Türkiye'de uygulamaya kalkarlar.
Sonuçta sağ gençlik saflığın suç ortaklığında, tarikatlar ile faşizmin kucağına düşer. Sol gençlik iyi niyet ve saflık ile anarşist eylemlerin kucağına düşer. Bu keskin ayrışma “Kuvayı Milli” ruhuyla “Ulusal Kurtuluş” ideallerinin Cumhuriyeti koruyup kollamakla yükümlü kıldığı Türk gençliğini uzlaşmaz kamplara böler. Artık çatışmalar kaçınılmazdır. İç ve dış odaklara büyük bir oyun alanı doğar.
Bir taraf Vietnam ve Fidel Castro'nun Küba başarılarına dayanarak Che Guevera’nın devrimci gerillalarına. Karşıt gurup Hitler Nazilerileriyle, Müslüman kardeşler Mücahitlerine yönelmesiyle artık kutuplar keskinleşir. Sol kesim “Sosyalizm türküleri” söyler. Sağ kesimin bir bölümü “Tanrı Türk'ü korusun” derken, bir kesimi “Ya Allah Bismillah” sloganı ile tekbir getirir.
Denebilir ki o günlerin ayrışması, günümüz siyasetinin geldiği noktadır. Gelinen durumda siyasi erki demokratik yoldan elde etme uğraşısının da omurgasını oluşturur. Bu nedenle ayrışan söylemlere kabaca bakmak, bugün ortaya çıkabilecek uzlaşma ve kavga gerekçelerini anlamakta epeyce yardımcı olur…