OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE BASIN

22 Ara 2025 - 11:35 YAYINLANMA

Özgür basının temel kuralı olan 5 N 1 K  “ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin, kim” sorularının cevaplarını bulmak ve bu metoda göre habercilik yapması gereken basın, bu temel kurallara dünde uymuyordu bugün de uymuyor. Bunun sebebi ise kendilerine otorite olarak gördüğü veya maddi ve manevi çıkarları olanların güdümünde olmalarıdır. Tabi ki her dönemde usta, araştırmacı “kalemini ve kişiliğini satmayan” gazetecileri bu kategoriden ayırmak lazım.

     Osmanlı’da gazete çıkarmak, imtiyaz ve devletten ödenek istemekle olurdu.  Günümüzde “besleme basın” diye tabir edilen kesim yeni icat edilmiş değildir. Padişah-Halife gazete çıkaracak olanlara izinle birlikte, tüm masraflarını da bağışlıyordu. Tabii ki bu bağışla birlikte her ay düzenli olarak ödenek aktarılırdı.

     Padişah-Halife’nin sevdiği yazılar olursa ayrıca ödülleri de olurdu. Fakat hoşuna gitmeyen yayınlar olursa bu sefer de tam tersi olup ya ödenek kesilir veya farklı bir yaptırımı olurdu. Padişahın hoşuna gitmeyeceği varsayılan yazılar ise, sansür memurları tarafından bir güzel ayıklanır ve onay alamazlar.

     Bu sansürler Halife sultan Abdülhamit döneminde öyle bir seviyeye gelir ki, Sultanın burnu büyük diye Zeytinburnu'nda yangın çıksa, semt adı yazılamazdı. Meşrutiyetin ilk dönemi ile sansürler bir nebze olsun etkisini yitirmişti ama bu özgürlük fazla sürmez.

     Saraydan beslenen bazı gazeteciler saraya karşı yayınlar yapmaya başlayınca, bu sefer de sansür memurları yerine infaz memurları ile karşılaşırlar. İstanbul’un işgal yıllarında ise, bu sefer de tüm ipler itilaf devletlerinin temsilcileri ile yakın olan, yerli işbirlikçilerinin elindedir. Bunun karşılığında ise tabii ki bütün kaynaklar de işbirlikçilerin eline geçer.

     Saltanatın kaldırılmasıyla birlikte, akar halinde olan ödenekler damlaya bile dönüşmez, kesilir. İşgalin son bulması ile de dış kaynaklarda kesilir. Değirmenlerinin suyu kesilen besleme basınla birlikte, Oda, Borsa, Banka ve Bankerler bu sefer de Ankara’nın seçmiş olduğu, Halifenin yanında yer tutmaya başlayıp oradan nemalanma peşine düştüler. Amaçları Anadolu çınarını kökleşmeden daha taze fidan iken istedikleri şekilde eğip yönlendirme derdindeydiler.

     Ama unuttukları bir şey vardı. Halifenin ödenekleri de Ankara’ya bağlı idi.  Kuvay-ı Milli Kurtuluş savaşçıları kalpleri yurt, vatan sevgisiyle yanan, eski kimlik ve kişiliklerinden sıyrılıp, Emperyalist güçlere baş edecek “Ulusal Kurtuluş Savaşına”  dönüştürecek, bilinç ve birikimine sahip son Osmanlı ve Cumhuriyetin kurucu aydınlarıdır.

     Bu aydınlar din devletinden hukuk devletine geçişin köprülerini kurarak, Hakkın, Hukukun, Adaletin ve özgür basının temel taşlarını döşemişlerdir…

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: