DEMOKRASİNİN SINAVI -2-
27 Mayıs 1960 İhtilalini yapan MKB (Milli Birlik Komitesi), İhtilale katılan subaylardan başta Alparslan Türkeş ile birlikte 13 genç subayı “Devlet temsilcisi” sıfatıyla yurt dışına sürgün edenden sonra yeni anayasa için, önlerinde bir engel kalmamıştır. Toplumun geleceğini aydınlık bir geleceğe hazırlayacak, Anayasa ve seçim yasasını hazırlamaya girişirler.
MKB 22 doğal üyesi ile birlikte, seçilmiş temsilcilerden oluşan 272 üyeli “Kurucu meclisi” göreve çağırır. Bu meclisin bir kanadını CHP ile Millet ve Hürriyet Partisi kontenjanlarından, gelen siyasal deneyimli temsilcilerden, bir kanadını Üniversiteler, kurum kuruluş ve yargı organlarından seçilen uzmanlardan temsilciler meclisi oluşturur.
Kurucu meclis görevini yapmış, Anayasa ve seçim yasasını hazırlayıp MBK’ne sunmuştur. 9 Temmuz 1961’de halk oylamasına sunulan yeni Anayasa kabul edilip yürürlüğe girmiştir. Burada bir gerçeğin altını çizmekte yarar var.
Demokrasi her ne kadar toplumsal çoğunluğun kabulü ile kullanılan bir özellik olsa da, kabulü en başta seçim olmak üzere demokrasinin kuralları içinde sağlamanın asıl sorumluluğu iktidara düşmektedir. Hiç kimse unutmamalı ki dayatma, dayatmayla karşılaşmayı getirir. Belki hemen değil ama mutlaka getirir.
TBMM'nin, Cumhuriyetin ilanından sonra 27 Mayıs 1960’a kadar kimsenin düşünmediği yeni bir durum doğmuştur. Ordu’nun politikaya karışmasının ne anlama geleceğini en iyi bilen iki siyasi kanat bu ihtilali engelleyememiştir. Çünkü Demokrat Parti fanatikleri ile CHP’nin fanatikleri, demokrasi erdeminin bilincinde değillerdi.
Bir taraf iktidarda kalabilmeyi, muhalefeti yok etmek olarak algılıyor, Öbür taraf, iktidara gelebilmeyi, iktidarı yok etmeyi. Asıl toplumsal gerçeklik, olgulara güneşe göz kırpmadan bakmayı gerektirir. Halkoyuna dayanan demokrasi yok sayılmış, Zekâ, kurnazlık veya acımasızlığa dayanan demokrasi oyunu politika sahnesine egemen olmuştur.
Çiçeği burnunda yeni filizlenen demokrasi tıkır tıkır işlemesi, toplumun tüm katmanlarına ulaşması gerekirken siyasiler kendi çıkarları uğruna, yersiz korkularla, gereksiz kaygılara kurban edenler tarihin sayfalarında çoktan yerlerini buldular.
Fakat Türkiye 1960’da yitirmiş olduğu demokrasiyi 2026 yılında hala aramaktadır…
2 Şubat 2026